Hakan UYSAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakan UYSAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2016 Cumartesi

Sen Yokken

Sen Yokken

Yedi yıl geçti sen yoksun
Neler oldu neler biliyor musun?
Yanına gelen bacanağın bazılarını haberdar etmiştir belki
Ama sana kalanları anlatmam lazım sanki

Torunun Ilgaz okula başladı
Asu Meriç ortaokulu bitirdi
Torunun Barış 2 çocuk sahibi şimdi
Biri Emre , Lara diğeri

Beni sorarsan
Yurtdışındayım iki yılı aşkın
Riyad, Tahran başka kültürleri anlamaya
Sevinirim ekmeğimi kazanmaya yorarsan

Kardeşler toplantısına devam ediyoruz halen
Senin vasiyetine binaen
Biraz aksasa da, yine de
Sendeki kardeşlik tutkusu bizde nerde

Anam Antalya’ya taşındı yakında
Torununa ve oğluna yakın da
Daha mutlu, sağlıklı diye
Seviniyorum uzak da olsa

Ülkenin halini hiç ama hiç sorma
Gericilik halen tam güçle iktidarda
Halk zaman zaman dirense de
Sorun korkak muhalefette


Hakan UYSAL,Haziran 2016 Tahran

21 Aralık 2014 Pazar

Göçebe

İrkilerek uyanıyorum
Seksenlerden kaldı bu huyum
Nerdeyim,nerdeyim?

Kah Tahran'da bir otel odası,
Kah Riyad'da bir motel
Kah Sarıyer'de yalnız evim
Göçebeyim.

Nadiren yanımda horlayan eşim
Evimdeyim.

Hakan UYSAL 2014

6 Mart 2010 Cumartesi

Dünürü Fikriye Temizyürek'i Kaybettik

Orhan UYSAL'ın oğlu Hakan UYSAL'ın kayınvalidesi,eşi Nardane UYSAL'ın annesi Fikriye Temizyürek 03.03.2010 tarihinde beklenmedik bir şekilde yaşamını yitirdi. Oğulları Ünal ve Mahmut, eşi Mehmet Temizyürek, kızları Gülizar,Feruze ve Nardane idi. Orhan Uysal ile bu fedakar ana, öncü, mücadeleci kadın birbirlerini çok severlerdi.Fikriye Temizyürek'in yaşamını konu alan 06.03.2010 tarihli Radikal gazetesinde Erkan Goloğlu'nun yazısı aşağıda.

‘Fikriye’ dövmesi
Ünal, sevgili kardeşim!
Bu mektubu, özellikle sana yazmayı tercih ettim. Senin şahsında Fikriye’nin, kendimi de aralarında saydığım bütün evlatlarına seslenmek istedim. Sen, onun en küçük evladısın.
Niyetim, senin acını almak değil; bunu alamayacağımı biliyorum. Ayrıca ben de Fikriye’den mahrum kalmanın acısıyla baş başayken, buna ne kadar takatim var, emin değilim.
Çok canım yanıyor. Uzun zamandır Fikriye’yi görmemiş bile olsam, bir daha onu hiç göremeyecek olmak, beni çok acıtıyor.
Hiçbirinizin acısını paylaşmaya niyetli değilim. Hiç kimsenin benim acıma ortak olmasını da beklemiyorum.
Fikriye’ye bunu göstermeden, bunu ona belli etmeden, herkes kendi acısını dibine kadar yaşasın. Eğer başarabilirsek, hayatını bütün acılarımızı almaya vakfetmiş bu kadına, senin annene bunu hissettirmeyelim. Hayatının orta yerine bütün yoksulların ağrısını yerleştirmiş bu kadına, ağrına gidecek bir şey yapmayalım. Bunu anlarsa biliyorum, önce alay eder; sonra tutamaz kendini, bize küfreder.
Fikriye yaşarken bizimle alay ettiğinde kaçacak delik arar ve bulurduk. Bize küfrettiğinde sığınacağımız yer, yine onun koynu olurdu.
Şimdi çaresiziz. Şimdi o bizi yapmacık bulursa biz kime ne anlatacağız?
Kendimizi ona affettirmek için oynadığımız oyunlar, yaptığımız numaralar bile yaşadığımız aşkın bir parçası değil miydi? Hepimiz bir kadının hem çocukları, hem de âşıklarıydık. Bir kadın, hem hepimizin anasıydı, hem de flörtü. Aklıma gelince, yakamızdaki fotoğrafındaki gibi bir gülme alıyor beni.
Şimdi hangisi için onu suçlasam? Bizi az emzirdiği için mi, yoksa daha fazla kur yapmamıza izin vermeden aramızdan kayıp gittiği için mi?
Canım kardeşim!
Hangi kayıp diğerinden ağırdır, karşılaştıramam. Bir boşluk duygusuyla sana yazıyorum. Hangi boşluk daha derindir, ölçemem.
Sen, anneni kaybettin. Seyran’ın, Zafertepe’nin isyankâr çocukları, en cilveli, en muzip, en fırlama yoldaşını kaybetti. Kim kimi teselli etsin?
Acıyı acıyla tartamazsın.
Yaptığı çorbayı beğenmeyen kayınpederinin üstüne tencereyi boşaltmak isteyen bütün kadınlar yetim şimdi.
İşkenceci polisler neden anılarını yazmazlar? Yazsalar bile Tepebaşı
Güzelsu Sokak’ta, iki evladı kaçak bir annenin evine neden ayakkabı çıkarılmadan girilmez, bunu anlatamazlar. Bunu bize ancak evlerin nasıl temizlendiğini bilen bir kadın anlatabilirdi: Polisin bastığı evin kiri çıkmaz!
Bazen bir kadına kaldırdığı el, o erkeğin şansıdır. ‘Vur hadi yiğitsen’ diyen bir isyan, o erkeğin hayatında bir büyük imkân olur. Bir kadını her gün yeniden sevme imkânı... 4 Mart Perşembe günü, Karşıyaka Camii’nin avlusunu tarayan bir çift göz, hiç tanımasa bile o erkeği bulurdu. Bir kadın nasıl bir acı ve aşkla uğurlanır, görürdü bunu.
Geçtiğimiz hafta aynı günün gece yarısı otobüsüne kendimi atarak Samsun’a indiğimde, kimselerin olmadığı ıssız caddelerinde uzun uzun yürüdüm. Yaşasaydı, bu sokakların günün bu ilk saatlerinde bile bu kadar sessiz kalmayacağını düşündüm. ‘Benim Samsun’umu Güzelleştirme Derneği’nin Kurucu Başkanı’ ‘Ayı’ Cemil’i uğurlarken, bu şehrin artık hiçbir zaman güzel olmayacağını düşündüm. O da, Fikriye’nin evlatlarından biriydi.
Hepimiz gibi.
Sen anneni kaybettin.
O yok artık hayatımızda.
Ama çık sokağa. Dolmuşa bin, otobüs kuyruğuna gir, gecekondu mahallerinden yürü. Gördüğün her yoksulun, her ezilenin, her mağdurun teninde, bir güneş gibi parlayan
o dövmeyi göreceksin.
‘Fikriye’ dövmesi. Bir kahkaha, ömrümüz boyunca taşıyacağımız.
Bir ses! Çınlayıp duracak hayatımızda.
Onun her birimize ‘Get salak’ diyen sesi!