Orhan UYSAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan UYSAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2026 Perşembe

27 Haziran 2025 Cuma

Ben Orhan Uysal

 Sevgili Ünal Temizyürek'in Orhan Uysal'ın ölümünden sonra büyük emekler ve duygularla hazırladığı "Ben Orhan Uysal" videosunu sizlerle paylaşıyorum. 

İzlemeniz babamın ve annemin ailesinin geçmişine dair fikir edinmenize yol açacaktır.



4 Haziran 2016 Cumartesi

Sen Yokken

Sen Yokken

Yedi yıl geçti sen yoksun
Neler oldu neler biliyor musun?
Yanına gelen bacanağın bazılarını haberdar etmiştir belki
Ama sana kalanları anlatmam lazım sanki

Torunun Ilgaz okula başladı
Asu Meriç ortaokulu bitirdi
Torunun Barış 2 çocuk sahibi şimdi
Biri Emre , Lara diğeri

Beni sorarsan
Yurtdışındayım iki yılı aşkın
Riyad, Tahran başka kültürleri anlamaya
Sevinirim ekmeğimi kazanmaya yorarsan

Kardeşler toplantısına devam ediyoruz halen
Senin vasiyetine binaen
Biraz aksasa da, yine de
Sendeki kardeşlik tutkusu bizde nerde

Anam Antalya’ya taşındı yakında
Torununa ve oğluna yakın da
Daha mutlu, sağlıklı diye
Seviniyorum uzak da olsa

Ülkenin halini hiç ama hiç sorma
Gericilik halen tam güçle iktidarda
Halk zaman zaman dirense de
Sorun korkak muhalefette


Hakan UYSAL,Haziran 2016 Tahran

15 Ağustos 2013 Perşembe

Hesap Veriyorum -13-


ZELZELE ve KORKUSU:

O yıllarda üst üste Çorum’u yerinden oynatan yer sarsıntıları oldu. Bizim ev iki katlı ahşap bir yapıydı. İlk sarsıntıda hepimiz yandaki komşunun arsasına kaçtık. Metin çok küçüktü. İçeride birinin feryadından Uğur’un beşikte kaldığını anımsadık. Annem içeri girip geri çıkarttı. Bu korku babamın bizden uzakta olmasının verdiği şaşkınlıktandı. Bu olaydan sonra yer sarsıntıları aralıksız bir hafta sürdü. Artık panik halindeydik. Annem babamın emekliliğini isteyip yanımızda olmasını istedi. Bu nedenle babam 30 senesini doldurmadan emekli oldu. Bu konunun ve bilhassa 30 yılını dolduranların aldığı ikramiyeyi kendisinin alamaması babamı çok üzmüştü. Buna beni de bir yerde sebep olarak görür, “Senin yüzünden erken ayrıldım,ikramiyemi alamadım” diyerek beni de suçlardı.

Babamın gelmesi evdeki korkutucu otoritenin geri gelmesi demekti. Artık özgürlük devri son buluyordu. İlk iş Nihat’la olan arkadaşlığımızı yasaklaması oldu. “Bir daha seni o çocukla görürsem öldürürüm” dedi. Ben gene gizli, gizli ilişkimi sürdürüyordum. Bir gün parkta birlikte yakaladı. Beni eski günlerdeki gibi eşek sudan gelene kadar patakladı.

EVDEN KAÇIYORUM:

Üçüncü sınıfta derslerim pek iyi değildi. Arkadaş çevrem de hep yaramazlardan oluşuyordu. İlk karnemde 8 zayıfım vardı. Bu karneyi eve götürüp babama göstermeme imkan yoktu. 3 leri 8 yaparak 3 zayıflı bir karne haline getirdim, gene de pek sevinmedi. Nihat’la olan arkadaşlığım devam ediyordu. Bir gün icracının oğlu Namık bu arkadaşın sevdiği kıza asılmıştı. Biz de onu dövmeğe karar verdik. Aradık okulun bir altında olan evindeydi. Dışarı çıkartıp dövdük. Annesi ve valinin karısı okula durumu bildirdiler. Biz o gün okula gitmedik. Ertesi günü bizi disiplin kuruluna verdiler ve üç gün okuldan uzaklaştırdılar.

Bir neden de karnemin okula teslim edilemez durumuydu. Müdür Niyazi bey her gün “Karneni getirmeden okula sokmam” diyordu. Ayrıca okulun bir avizesini de kırmıştım. Bunun ödenmesi ise babamın dayağı demekti. Evden kaçmam için yeterli nedenler vardı.

Bir arkadaş arıyordum onu da kandırıp kaçmaya ikna ettim. Rafet Doğan adlı sanat okulu öğrencisiydi kaçış arkadaşım. Babası Çerkez Rıfat da bu arkadaşımın kaçmasının nedeniydi. Kaçmaya karar vererek Çarşamba gününü kararlaştırdık ve o gün babamın tahsilât için erkenden hayvan pazarına gitmesi yastığın altına sakladığını bildiğim paralarını alamadan evden çıkmama neden oldu.
Arkadaşım 20 TL.si ile benim bulabildiğim 10 TL. ile kaçış için maddi imkanlarımızın az olmasına rağmen kararımızı gerçekleştirdik. Bir plan yaptık önce Rafet’lerin eski tanıdığı Balyakup köyüne gitmeye kararlaştırdık. Çorum’un doğusunda Karadağ’ın eteğinde olan bu köy Çorum’a 6-8 saat çekiyordu. Akşama doğru köye varabildik. Fakir bir Çerkez köyü olmasına karşın bizi büyük misafir karşılar gibi ağırladılar. Rafet’in bu köylü olmasının bunda büyük etkisi oldu sanırım. Bize şehirde olan bitenleri soruyorlar bizde profesör gibi yanıtlıyorduk. Bana ayrıca türkü söylettiler, sesim güzeldi. Ne var ki söylediğim şarkılardan pek hoşlanmadılar sanırım. Kızların da olduğu toplu oyunlar oynadık.

O gece yatıp ertesi sabah Çıkrık köyüne gittik. Bir gece de orada kaldık ve ardından Kışlacık köyüne gittik. Enstitü mezunu babamın eski talebesi Şakir bey bizi çok iyi karşıladı. Köylülerle enstitünün verdiği eğitimi hayata geçirmeye çalışıyordu. Başarılı ve idealist bir öğretmen havasındaydı.


Maarif müdürünün teftişe geleceğini duyunca huzursuz olduk ve ertesi gün Mecitözü kasabasına gittik. Rafet orada tanınabilirdi. Gece bir köyde kalıp tekrar Çorum’a döndük. Çorum’dan günde bir otobüs kalkar ve Çerikli istasyonuna gider. Gece orada sabahlanır ve ertesi sabah altıda kalkan trenle Ankara’ya gidilirdi. Aynı yolu izleyip Ankara yerine yolda Kırıkkale’de trenden indik. Fabrikaya girip çalışma hayalleri kuruyorduk. Fabrika yanındaki çayırda otururken geçen bir işçiye derdimizi anlattık. Yaşımızı 14 dedik. Velilerin izni, nüfus cüzdanı olmadan işe alınmayacağımızı, evden kaçmış olduğumuzun hemen anlaşıldığını, polis görürse ailemize teslim edileceğimizi anlattı. Bu durumda mecburen Çorum’a dönmeye karar verdik.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Askerlik Yaşamından Fotoğraflar










Orhan UYSAL'ın Harp Okulu öğrenciliğinden, Kore'ye, Kırklareli'ne kadar askerlik yaşamından fotoğraflar.

11 Nisan 2010 Pazar

Gerçek Haber -5-



Orhan UYSAL'ın 22 Haziran 1976 yılında Gerçek Haber gazetesinde yazdığı başyazı ve gazete küpürü.

25 Ekim 2009 Pazar

53'lülerin 50. YILI

1953 LER’İN 50. YIL ŞİİRİ

Yarım asır gelip geçti hayatımızdan bir tarih oldu
Hayata erken veda ederek aramızdan ayrılan oldu
Mesleğinde başarılı olup general olanlar oldu
Subay çıktığımız 1953 ten bu güne ne olaylar oldu

Hiç birimiz mutlu değildik D.P. nin siyasi düzeninden
Değiştirdikleri ilk işleri Atatürk’ün Türkçe ezanından
Yemin ettik asla dönmeyiz dünya dönsede laiklik düzeninden
Biz taşıdık Atamızı Anıtkabir’e geçici mezarından

Üç ihtilal gelip geçti silindir gibi halkımızın üzerinden
Hiç bir şey kaçmadı yapılanlar toplumun nazarından
Donumuzu bile hibe aldık Amerikan pazarından
Hıncını aldılar düzene karşı çıkan aydınından yazarından

Ya taksim ya ölüm parolası ile böldük yeşil adayı
6/7 Eylül 1955 yılında yerle bir ettik Beyoğlu’nu Moda’yı
Türk milleti tarihinde hiç olmamıştı zorba kabadayı
Kendi tedbirimizle başımıza getirdik her türlü belayı

“Ne ezilen ne ezen hakca adil bir düzen” diyerek geldi ortanın solu
Demogoglar hemen karşı çıktılar bu”Moskova’nın yolu”
Daha doğmadan sakat ettik gelecek gerçek solu
Bu mudur çağdaş toplum da uygarlığa ulaşmanın yolu

Atam sen rahat uyu diye diye rehavete kapıldık
Atamızın vasiyetini değiştirdik ihanete katıldık
Din derslerini zorunlu yapıp melanete kapıldık
İlkelerine ters düşüp dogmatik fikirlere kapıldık

Yarım asırlık bir tarihin vebalini taşıyoruz hepimiz
Ataürk liderimiz Harp Okulu kabemiz
Ülkemizin ufukları ilmin nuruyla aydınlanırsa
Rahat uyuyacağız mezarımızda biliniz

Orhan Uysal

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Sınavsa Eğer Hayat

Bir sınavsa eğer hayat
Eğilmeden bükülmeden
Güçlüklerin karşısında
Çorap gibi sökülmeden
Yaşım yolunda yürüdüm

Kin tutmadım kan tutmadım
Haram lokmalar yutmadım
İyiliği unutmadım
İlerledim adım adım

Sevdim ülkemi halkımı
Kimseye vermedim talkını
Eğittim hep ahlakımı
Yoksula sundum salkımı

Güçlüklerden hiç kaçmadım
Namerde avuç açmadım
Malıma haram katmadım
Eğri olanı tutmadım

Orhan Uysal

2 Ağustos 2009 Pazar

HAYAT

Hayat sanki imbikten süzülmüş şarap gibi
Akıyor yavaş yavaş ömür cenderesinden
Yedi iklim dolaşan uzun bir ırmak gibi
Seyrediyor alemi gönül penceresinden

Bir tatlı bir de acı,bir kara bir aydınlık
Buharlaşıp bitiyor kaynayan bir çaydanlık
Elemlerin yerine acıyı bal ederek
Geçiyor bir vadide sonu gelmez pişmanlık

Tükendikce biter diye sarıldıkca ipine
Çekiyor sanki bizi sonsuzluğun dibine
Hayat, ah mutlu hayat nasip değil insana
Katlanıp şükret gönlüm ne düşerse bahtına

Orhan Uysal

14 Temmuz 2009 Salı

ANADOLU HAZİNESİ

On bin yıllık tarihi olan Anadolu çocuğuyum
Bir çok ırkın içinden yoğrulup gelmiş soyum.
Tarihler yazılırken beni hep anlatırlar
Ne yazık ki bilmiyor şimdiki gerçek soyum.

Ne medeniyetler geldi ,bağrımda ben doyurdum
Hititlerin şanını Mısır’a ben duyurdum.
Frikler,Litler,Mitler,Helenler,Romalılar
Onların destanını toprağımda yoğurdum.

Selçuklu Osmanlılar benden aldı hızını
Dünyaya hükmedenler benden aldı kızını
Avrupa’sı Asya’sı ta Hindistan’a kadar
İpek yoluyla sundum medeniyet tözünü.

Tarihi hazineler bıraktım nesillere
İnsanca hep davrandım yenilen esirlere
İbret alıp bakalım ne olur ey milletim
Bize bırakılıpta yok olan eserlere.

Hiç bir yurt yaratmadı benm kadar tanrıyı
Kibele’yi Aton’u Güneş’i Gök tanrıyı
Anaerkil bir soydan akıncı Amazon’a
Ben öğrettim erkekleri alt eden o kargıyı.

İstiklal savaşında ben yendim dört düveli
İslam felsefesine taç oldu Hacı Bektaş-ı Veli
Nesiller nesilleri büyütüp besleyerek
Dünyaya nam salmanın yokmudur hiç evveli?

Türklükten daha önce Anadoluluyum ben
Onunla öğünürüm her şeyi çok mükemmel
Tanrı yaratan toprak kaldıkca bu dünyada
Korkmama hiç neden yok bitmez tükenmez amel.

Orhan Uysal

10 Temmuz 2009 Cuma

Kışlada Çocukları İle











Babam bizleri kışlaya götürmeyi severdi. Ben de kışlaya gitmekten, oradaki düzenden büyük zevk alırdım. Çeşitli konuları sorgular anlamaya çalışırdım. Babam hiç bir zaman bu sorulmaz, sorgulanmaz demedi. Eleştirel yaklaşımı ondan almışız.


1 Temmuz 2009 Çarşamba

"Gerçek Haber" Gazetesi Sahibi Orhan UYSAL












Orhan UYSAL 1 Haziran 1976 tarihinde Çorum'da yerel "Gerçek Haber" gazetesinin sahibi olarak kısa bir süre gazetecilik yaptı. Bu gazete haftada 6 gün çıkarak babamın yönetiminde 10 Temmuz 1976'da 35. sayıya geldi. Birleşik bir gazete çıkarmak amacıyla , Köy-Koop, TÖBDER ve Maden-İş'in destek olacağı sözleri ile bu işe başladı babam. Fakat bütün bu destek sözlerinin lafda kalması üzerine gazeteyi devretti. Daha sonra 5-10 sayı çıkan gazete kapandı. Bu 35 sayının elimizde sadece 14 sayısı bulunuyor. Bu sayıların baş sayfalarını (bu gazete 4 sayfa idi) ve babamın yazılarını sayısal ortama aktarma çalışmasına başladık. Gerçek Haber gazetesinden 1 baş sayfa ve baş yazı yukarıda.







25 Haziran 2009 Perşembe

Yeni Evli



Orhan UYSAL ve Eser UYSAL'ın yeni evliyken çektirdiği bazı resimler.












BLOG SAYFASI

Babam 2006 yılında BLOG yazmayı da denedi. BLOG sayfasında 3 yazı yazmıştı.

http://mazlumoglu.blogcu.com/

Adresinden bu bloga bakılabilir. Buradaki 3 yazıyı aşağıya aktararak görüşlerini hatırlatmak isterim.

YETİŞKİN İNSANLAR (23/09/2006)

İnsan hayatının üç evresi vardır: başlangıcı çocukluk ve gençliktir.Çocukluk dönemi gelişme dönemidir.Erginlik dönemi olgunlaşma dönemidir.Çocuklukta insan her şeyi şıp diye kapar "AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR" sözü bunun en güzel özdeyişidir.Errişkinlik dönemi ise olgunluk dönemidir.Erişkin insanın üç özeliği kazanması gerekir.
1.Sorunlarını alma ve taşıma
2.Mesleğinde verimlilik
3.İstikbale hazırlık

Kendini bu evrede iyi değerlendiren insan olgunluk devresinin sonunda daha huzurlu ve verimli olur.
Boşuna yakınıp ümütsüz oluncaya kadar üzerimize düşeni yapıp üretken insan olmalıyız.
Birbirimizle didişmek yerine birbirimizin dertlerine derman olmalıyız
Kendimize güvenen toplumda aranan ve yardıma koşan bireyler toplumca aranacaktır sizinde yetkin insanlar olmanız dileğiyle.
Kadının İslamdaki Statüsü (16/09/2006)
Kadın islamın statüsündeki yeri toplumda geri plana atılmış ve toplumdan soyutlanmıştır.Her ne kadar cahiliye devrini emsal göstererek kadın haklarında bir reform yapılması iddia edilse de bu değişiklikle kadının topluma katkısı gerçekleşmemiştir .Kadınların erkeklerle eşit bir konuma gelmesi uzun mücadelelerle halen istenilen seviyede başarılamamıştır.Cumhuriyet döneminde başlayan kadının seçme ve seçilme hakkı dünyadaki çagdaş devletlerden önce verilmesine karşın bu parlementoda ki kadın sayısı kendi oranlarına göre düşüktür.Kadınların kendi haklarını almaları için çok daha savaşımı göze almaları ve her siyasi partide kendini temsil etmeleri için seçimlere girmeleri şarttır.Hak verilmez alınır onların başlıca düsturları olmalıdır.
Atatürk'çülük Lafla Olmaz (20/08/2006)
Bizim en büyük noksanımız Atatürkçü olmanın gereklerini tam olarak yerine getirmediğimizdir.
Atatürk'ün en büyük tutkusu tam bağımsızlık benim karekterimdir ilkesidir.Bu yalnız sınırlarla değil her konuda tam bağımsız olmanın koşullarını yerine getirmekle gerçekleşir.ATATÜRKÇÜLÜK önce Atatürk gibi düşünmek ve kendini o halkın bir ferdi olarak nasıl bir aydın vatandaş olması gerektiğinin sorumluluğunu bilmektir.

Neme lazım demeden ,elinden ve beyninden neye gücü yetiyorsa son gücünü kullanarak eserini ortaya koymaktır.

Yaşamın yalnızca hoşca vakit geçirmekten ibaret olmadığını ,toplumun sıkıntılarının bulunduğu bir ortamda hiç kimsenin mutlu olamıyacağını bilerek toplumun dertlerini paylaşmasını bilmektir.

Atatürkçülük ;bağımsızlık ve demokrasiyi bütün gücüyle savunmaktır.
Ayrıcalıkları derinleştirmek değil birleştirici ve uzlaştırıcı olmaktır.
Atatürkçülük ;riya ,yalan ,talan,şahsi çıkarcılıklara karşı çıkmaktır.
Atatürkçülük gelir dağılımındaki adaletsizliklerin karşısında olarak hakca dağıtımı savunmaktır.
Atatürkçülük ;bireyin kendi yaşamını dürüst ve onurlu bir çizgiye oturtmasıdır.Hiç bir koşulda dürüst yaşamından ödün vermemesidir.
Daha güzel bir ülke ,daha ğüzel bir çevre için savaşmaktır.
Ataürkçülük ;Onurlu,ahlaklı,çalışkan,vatansever insanların gögsünde rozetini taşımayı hakedebileceği bir erdemdir.