14 Nisan 2012 Cumartesi

3 Şiir

Oğlu Hilmi UYSAL'ın şirlerinden üç şiir.

UMUT

Tutsaklığımda yeşeren özgürlük
karanlıkta parıldayan aydınlık
sessizlikteki ezgi
çoraklardaki çiçek
sen
ölümlerimizdeki yaşam
taş duvarları eriten umut.

EŞİKTE YAZILMIŞ ŞİİR

Ülkemizde biz
düşlerle gerçeklerin
eşiğinde yaşıyoruz.
Eşiği tutan duvar
sağlam mı diye sormadan
binlerce insan geçti buradan.
Eşikte yazıldı bu şiir
belki birileri kendine gelir
eşiği çeker aradan
düşlerle gerçekleri
bir araya getirir.

SORUN

Milyonlarca olmak ne kadar zorsa
milyonlardan biri olmak da o kadar zor
yani
ne
sen çarpı milyon eşittir kitle
ne de
kitle bölü milyon eşittir sen.

Hilmi UYSAL

17 Mart 2012 Cumartesi

HESAP VERİYORUM -11-

Okulu bitirmemde annem gene Çorum’da idi. İmtihanlara müfettişler de geldi. Benim bir anımı oluşturan bir olay da burada ortaya çıktı. Ben matematik imtihanına girdiğimde içeride müfettişler ve babam da vardı. Bir faiz hesabını önce yanlış bir rakamı yazarken silip doğrusunu yazacağım sırada babam beni dövüp dışarı çıkarrtı. Bütün derslerimde sınavlarım iyi geçmesine karşın benim kaldım zannederek ağlamama ve üzülmeme hiç aldırmadı. Ben sınıfta kaldığımı sanarak :
- Kaldımsa Çorum’a gitmek istiyorum diye tutturuyorum. Bana
- Sen bilirsin diyerek renk vermiyor.
Sonuçlar belli olupta benim yalnız matematikten 4 diğerlerinden 5 alarak Pekiyi derce ile okulu bitirdiğimi öğrenmem bana büyük bir sevinç kaynağı oldu. Babam sanırım Hacer hanımla ilişkisini açık etmemin intikamını alıyordu.


Babam sert ve özellikle matematik konusunda çok iyi bir eğiticiydi. Çıkrık köyünnden mezun olupta devlet yatılı okul sınavını başaramayan öğrenci yoktur. Bu yatılı okul sistemi o zamanın tekve başarılı örneğidir. Okulu olmayan köylerden yatılı olarak okuma olanağını bulanlar ileride devlet hizmetinde çok önemli roller aldılar. Bire yüz verim veren bir sistemdi sanki. Köy Enstitülerinin başarısı tüm geri kalmış ülkelere örnek olabilecek nitelikdedir.

ÇORUM’daki Yaşamım ve Babasız Olduğum Okul Günleri :

Okulu bitirip diplomamı alınca Çorum’a annemin yanına geldim. Babam müdür olarak Çıkrık’ta kaldı. Çorum’daki evimiz Yeniyol Caddesi 2 no ile sokağın başındaydı. 1942 yılının Çorum’u harp içinde olunmamasına karşın kıtlık ve sefaletin diz boyu olduğu bir şehirdi. Nüfusu yaklaşık 20.000 kişiydi. Verimsiz topraklara sahipti.

Evimiz altı odalı bir evdi. Altında haymalık ve iki oda üstünde 4 odası vardı. Yazın üstteki odaları, kışınsa alttaki odalrı kullanıyorduk. İlk işim mahalle arkadaşları edinme çabasıydı. Ben köyden gelen, iyi beslenme sonucu güçlü, fakat şehir çocuklarına gore saf bir çocuktum. İl temasım bizim mahallenin en kavgacı ve herkesin korktuğu aynı zamanda akrabamız olan Ahmet Haboğlu ile oldu. Yılan diye adlandırılan, çizgileri yılan şeklinde bir yolda bilyeyi dışarı çıkarmadan oynanan bir oyuna girmeme engel olması nedeniyle kavga yaptık Ahmet’le. Buna dövülme denmezdi sanırım. Sonradan Ahmet’le çok iyi arkadaş olduk. En yakın komşumuz Komserin oğlu Güllü Nihat’tı. Yüzünde kırmızı gül gibi lekesi vardı. Sarışın ve çok yakışıklı bir çocuktu. Babası birinci komserdi. Ablası Şükran, biraz havai yapıpaydı. Nihat kızlar üzerinde çok etkiliydi. Bir çok kız ona aşık veya hayrandı. Benimle en yakın ilşkiyi ilk defa o kurdu.

17 Şubat 2012 Cuma

40 YIL

Eser güneş gibi doğdun kalbime
Kırk yıldır sevginle beni ısıttın.
Bitmez gayretinle, müşfik kalbinle
Bütün aileyi sardın,uyuttun.

Dile gelemezse de eski günlerim.
Başında yer alır yeşil gözlerin.
Mazide mührün var her adımında,
Unutmak mümkün mü? tüm sevgilerin.

Sevgiyi tadamaz acı çekmeyen.
İlgiyi bilemez seni bilmeyen.
Kırk yıllık bir süreç dilerim senle,
bir aşka dönüşsün asla ölmeyen.

Orhan UYSAL

5.3.1995 Ankara

15 Ocak 2012 Pazar

HESAP VERİYORUM -10-

HIRSIZLAR GENE EVİMİZE GİRİYOR:

Babamın maaşı o zaman 40 lira idi. Yumurtanın 4 adedi 40 para, yani bir kuruşdu. Bir öğretmenin eline 16.000 yumurta alabilecek maaş geçiyordu. Yatılı okulda yemeğin de bedava olduğu düşünülürse bugünün genel müdür maaşı geçiyordu babamın eline. Babamın Mecitözü’ne gittiği bir gün ahır olan alt katta bir gürültünün duyulmasıyla evde kalan kızlar babalarına “Baba eve biri giriyor, yetiş” diye bağırdılar. Mustafa amca eline gemici fenerini alarak evin ahırına doğru koştu. Hırsızlar korkup kaçtılar. Bizim bu olaylardan ne kadar korktuğumuzu ve olayın duyulmasıyla korumasız köyde yaşamamızın ne kadar zor olduğu olduğu ortaya çıktı. Bunun hırsızlıktan başka anneme göz koyan bir köylünün işi olabileceği de konuşuluyordu.

ÖĞRETMENLER ARASINDAKİ KISKANÇLIĞIN GERGİNLEŞTİRDİĞİ ORTAM

Yatılı bir okul olan Çıkrık köy okulunda Yozgatlı Mehmet Ali adında bir öğretmen ve annesi bir de kardeşi olan Revnak Anlar adlı öğretmenler bir yemek sırasında :

“Baş öğretmen tektir, her şeyin başıdır, ne varki Mehmet Ali beyin karısı biraz şaşıdır” diye bir espri yapılınca babamla Mehmet Ali beyin arası açıldı. Olmayacak şeyler yaparak babamı tehdit etmeye ve bütün gün laf atarak, nara atarak babamı çıldırttı. Tabancasını alıp Mehmet Ali beyi vurmak istedi ; annem zor engel oldu. Mehmet Ali beyin ilçeye yaptığı şikayet üzerine kendisi haksız bulunarak başka köye nakli çıktı.

Revnak beyin kardeşi benim yakın arkadaşımdı. Çok terbiyeli ve toparlak yüzlü bir çocuktu. Ağabeyi çok yönlü ve şiir yazan başarılı bir öğretmendi. Bize ve köylüye gösterebilecek bir piyes oynattı. “Hürriyet Kahramanı” adlı piyeste ben başrolde oynadım. Başarılı rol yaptım sanırım. Bu piyes işlendiğinde ve eğitildiğinde köy çocuklarının neler başarabileceğini bana gösterdi. Nitekim Köy Enstitüleri adlı köy çocuklarını öğretmen yapmak amacıyla kurulan okulların mezunları büyük çoğunlukla başarılı bir hayatı temsil ettiler.

19 Kasım 2011 Cumartesi

Ben Ölürsem

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Ben ölmemişim gibi
Yaşamaya devam ederseniz sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Hiç bir şey bilmiyeceğim
Sanki biliyormuş gibi yaparsanız
Sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Hiç bir şey duymuyacağım
Sanki duyuyormuş gibi
Konuşursanız
Sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Yemeyeceğim içmeyeceğim
Ben sanki yeyip içiyormuşum gibi
Senede bir
Üç kardeş bir arada
Yeyip içerseniz
Sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Okuyup şiirlerimi
Bende okuyormuş gibi
Duygulanırsanız sevinirim

“Dünyada kimseye etmedim zulüm
İnsanlık için çabaladım ne güzel ölüm”

Orhan Uysal

25 Eylül 2011 Pazar

7 Ağustos 2011 Pazar

Gerçek Haber -9-



Sahibi ve başyazarı olduğu Gerçek Haber gazetesinin 25 Haziran 1976 sayılı baş sayfası ve baş yazısı.

24 Temmuz 2011 Pazar

HESAP VERİYORUM -9-

Çıkrıkta, annemde gelince bir köy evine Mustafa amcaların evine taşındık. Oğlu Hamdi sınıf arkadaşımdı. Türküm, doğruyumu okurken gırtlağı şişene kadar en gür sesiyle bağırırdı. Hamdi Öztürk şimdi halen öğretmenliği sürdürüyor.

Mustafa Amca çok iyi ve temiz bir insandı. Hamdi’nin Huriye adlı bir ablası vardı. Köylü çocuklarla iyi arkadaştım. Ekşili ninenin oğlu İbrahim, Mustafa Işıker bakkalın oğlu Mehmet Ali, Ömer yakın arkadaşlarımdı.

Köyün en enteresan adamı Hüseyin dedeydi. İki büklüm kamburdu. Köyün kamburu ve en çalışkan adamıydı. Ona şöyle derlerdi:

- Dede gönlün nede?
- Ebende yavrum ebende.

Babama anılarını anlatırdı. İlk köye geldiğinde bir taş yastıktan başlayıp köyün en zengin adamı olmuş ki bunu çalışması yani emeği ile yapan nadir insanlardandı. Evi Aktaş çeşmesinin yanındaki en güzel evdi. Kimsenin ayağına dokunmaması için köy yollarındaki taşları toplardı. Yardımsever bir insandı. Herkes ondan aklı sorar o da doğru yolu bilir ve söylerdi. Babam bile kendisine hayrandı. Evinin dut ağaçlarının şöhreti çoktu. Dutları yatsan ağzınla yiyebileceğin şekilde yetiştirmişti. Yaşamasını çalışmasına bağlamış köyün şüphesiz en renkli kişisiydi.

Köydeki sınıf arkadaşlarımdan Çolak Ali lakaplı Ali Eryaşar okulun en başarılı öğrencisiydi. Şimdi sayıştayda üye. Halkevleri kontejanından yatılı okulu kazandı, hukuğu bitirdi. Tek kolu anadan doğma kısaydı. Bütün gücü diğer koluna toplamış gibi iki kollu olanları da yenerdi. Bakkalın oğlu ise matematikte birinciydi.

Yatılı köy okulu olduğundan okulumuza yedi köyün çocukları gelirdi. Üçköyyakın sayıldığından bu imkandan mahrum bırakılmış bir Alevi köyüydü. Çıkrık ise sunni ve tutucu bir köydü. Sınıfın diğer başarılı öğrencileri olan Mustafa ve Muharrem’den Mustafa Işıker Milli eğitim müdürlüğüne yükselirken, Muharrem okuyamadı.

En büyük eğlencemiz maymun adlı topaç çevirmek, davar gütmek, gübre üzerine atlamaktı. Üçüncü sınıftayken Ali Ersin adında Develili bir hoca tayin oldu. Bekar ve genç bir hocaydı. Babamla arası çok iyiydi. Okula voleybol sporunu o getirdi. Harika voleybol oynardı. Ablam o sıralarda ilkokul son sınıftaydı. Ali Hoca sonra Gazi Terbiye sınavını kazanarak Ankara’ya gitti. Babamdan mektupla ablamı istedi. Babam buna razı oldu. Ne var ki bir süre sonra irtibat kesildi ve evlilik yattı. Babamı üzen bir olaydı.

1 Mayıs 2011 Pazar

KARDEŞİM

Temel felsefemiz çağdaş sosyalizm
Kendi değerini bil be kardeşim
Patronun kölesi olmak yerine
Devletin yönetimini sen al eline

Yıllarca süründün aça bilaç gezdin
Çileler çekerek canından bezdin
Verdin oylarını yine onlara
Layık değilsin sen böyle sonlara

Emek senin değerli kutsal silahın
Marks-Lenin dir senin gerçek ilahın
Seni yönetecek olanlara bak
Eskimiş köhnemiş fikirleri yak

Sosyalizmle bağdaş bil yöntemini
Bilinçli olarak seç liderini
Karamsar olmanın zamanı değil
Etrafını kolla çağına eğil

Kendini bilmezsen daha yıllarca
Seni yönetecek patron kullarca
Sana verilenler iane değil
Emeğinin hakkıdır bunu iyi bil
---------------------------------------

1 Mayıs nedeniyle Orhan Uysal'ın yıllar önce yazdığı ve bugünde geçerli olan bu şiirini yayınlamaktan gurur duyuyorum.