15 Ocak 2011 Cumartesi
25 Aralık 2010 Cumartesi
Kutlamalardan
5 Aralık 2010 Pazar
Hesap Veriyorum -7-
Babam Elvançelebi’den Çıkrık yatılı bölge okulu müdürlüğüne atandı. Biz de Çarum’da önce anneannemin evinde bir ay kaldık. Evimizin bir dava vekili Sabit efendide olması bu geçici yerleşimin nedeniydi. Büyükannemin evi tek katlı iki odadan ibaret çok küçük bir evdi. Anneannem duldu. Kocası Sabit efendi kökleri ta Aşık paşaya dayanan müderris (profesör) bir sülaleydi. Dedemin babası Küçük müftü adıyla anılan Çorum’un medresesini yöneten alim bir adamdı. Oğlu ise her şirrete ve cinsel sapıklığı da tescilli Sabit efendi. Fevzi efendi bu yüzden bütün malını oğlunun şer yolda harcamaması için vakfetmişti. O zamana göre büyük değeri olan 12 dükkan, bir hamam (Çavuş hamamı) ve balak (manda yavrusu derisi) içindeki altınlardan oluşuyordu bu miras. Bir de sonradan halkevlerinden Çorum kitaplığına devredilen paha biçilemez değerde bir oda dolusu kitap.
Anneannem biraz aklı noksan cinsinden fakat onurlu bir kadındı. Karagözoğullarından dedemin bu yaptıklarına dayanamayarak ayrılmış ve hiç bir maddi varlığı kalmamış durumdaydı. Medeni kanun çıkınca sonradan meşru dul statüsünü kazandı. Dedemde annemi 14 yaşında başından savmak için kendisinden 30 yaş büyük ve iki çocuklu dul olan babamla evlendirmiş. Büyükannem bize her gün madımak ikram edebilyordu. Annem de cimriliği ile ün salmıştır. Sabah akşam madımakta öyle usandım ki ebemin beresini alıp “bize artık başka bir şey yedir” diyerek yemeğin içine soktum. Ebem çok üzüldü. Ne yapabilirdi ki? Bütün olanağı buydu.
Halbuki annem varlıklı sayılırdı. Annesinin durumunu da biliyordu. Buna karşın hiç önlem almadığı gibi yük olmaktan da utanmadı. Bir ay sonra birazda annemin huyu sonucunda evimiz boşaltıldı. Bizde Çorum Yeniyol mahallesi 2 nolu evimize taşındık. Çorum’un merkezi yerinde iki katlı ve birinci sınıf bir evdi. Sokağa 1.5 metrelik çıkıntıları vardı. Altta sofa ve iki oda, üstte 4 oda ve bir salon bulunuyordu. Bir de dışarıya bakan balkonu bulunuyordu. Benim en sevdiğim yer de balkonuydu. Yaz günleri ben balkonda yatardım. Hem seyirli hem de havadardı.
Gece Çorum’un sarhoş efelerinin küfürlerini duyardım:
- Öfümün üzerine öf diyenin ….
- Bana palabıyıklı Kürt Teyfik derler …
- Bana kaleli Mevlit derler , ben adamın ciğerini paçalar yerim.
- Bana pardonun Sıddık derler, ben adamı ipe götürürüm,
gibi nağralar atarlardı.
Birinci sınıfı Elvançelebi’de okuduktan sonra okul açılınca Gazipaşa ilkokuluna başladım. Hocam Güzüde hanımdı. Kocası da müdürümüz Nazım beydi. Benim okuma ve yazmadan bir sorunum yoktu. İkinci sınıfta ilave ders olarak hayat bilgisi ve matematik okutuluyordu. Ben köyde öğretmen çocuğu olmanın ve kendimi bir bok sanmamın verdiği şımarıklıklardan karnemde Okuma-Yazma, Matematik, Hayat Bilgisi Pek iyi iken Hal ve Gidiş ve Tertip-Düzen Pek fena geldi. Bu karneyle gelince annem benimle başa çıkamadığını söyleyerek beni ÇIKRIK yatılı bölge okuluna babamın yanına gönderdi ki hayatımın yeni bir dönüm noktası burda yaşanacaktı.
Anneannem biraz aklı noksan cinsinden fakat onurlu bir kadındı. Karagözoğullarından dedemin bu yaptıklarına dayanamayarak ayrılmış ve hiç bir maddi varlığı kalmamış durumdaydı. Medeni kanun çıkınca sonradan meşru dul statüsünü kazandı. Dedemde annemi 14 yaşında başından savmak için kendisinden 30 yaş büyük ve iki çocuklu dul olan babamla evlendirmiş. Büyükannem bize her gün madımak ikram edebilyordu. Annem de cimriliği ile ün salmıştır. Sabah akşam madımakta öyle usandım ki ebemin beresini alıp “bize artık başka bir şey yedir” diyerek yemeğin içine soktum. Ebem çok üzüldü. Ne yapabilirdi ki? Bütün olanağı buydu.
Halbuki annem varlıklı sayılırdı. Annesinin durumunu da biliyordu. Buna karşın hiç önlem almadığı gibi yük olmaktan da utanmadı. Bir ay sonra birazda annemin huyu sonucunda evimiz boşaltıldı. Bizde Çorum Yeniyol mahallesi 2 nolu evimize taşındık. Çorum’un merkezi yerinde iki katlı ve birinci sınıf bir evdi. Sokağa 1.5 metrelik çıkıntıları vardı. Altta sofa ve iki oda, üstte 4 oda ve bir salon bulunuyordu. Bir de dışarıya bakan balkonu bulunuyordu. Benim en sevdiğim yer de balkonuydu. Yaz günleri ben balkonda yatardım. Hem seyirli hem de havadardı.
Gece Çorum’un sarhoş efelerinin küfürlerini duyardım:
- Öfümün üzerine öf diyenin ….
- Bana palabıyıklı Kürt Teyfik derler …
- Bana kaleli Mevlit derler , ben adamın ciğerini paçalar yerim.
- Bana pardonun Sıddık derler, ben adamı ipe götürürüm,
gibi nağralar atarlardı.
Birinci sınıfı Elvançelebi’de okuduktan sonra okul açılınca Gazipaşa ilkokuluna başladım. Hocam Güzüde hanımdı. Kocası da müdürümüz Nazım beydi. Benim okuma ve yazmadan bir sorunum yoktu. İkinci sınıfta ilave ders olarak hayat bilgisi ve matematik okutuluyordu. Ben köyde öğretmen çocuğu olmanın ve kendimi bir bok sanmamın verdiği şımarıklıklardan karnemde Okuma-Yazma, Matematik, Hayat Bilgisi Pek iyi iken Hal ve Gidiş ve Tertip-Düzen Pek fena geldi. Bu karneyle gelince annem benimle başa çıkamadığını söyleyerek beni ÇIKRIK yatılı bölge okuluna babamın yanına gönderdi ki hayatımın yeni bir dönüm noktası burda yaşanacaktı.
Etiketler:
Çorum,
Hesap Veriyorum,
Karne,
Ninem,
Yeni Yol Mahallesi
27 Kasım 2010 Cumartesi
13 Kasım 2010 Cumartesi
Dünürü Mehmet Temizyürek'i kaybettik
7 Kasım 2010 Pazar
GÜLMENİN SIRRINI BİLEN
Hayatta gülmenin sırrını bilen
Dünyaya gelmenin sırrını bilir
Neşeyle sevinçle çevresini güldüren kişi
İnsanı toplumu sevmeyi bilir
Gül ki gül yüzünde güller açılsın
Sevinki etrafa neşe saçılsın
Ağlamak bir çözüm değil insana
Kahakaha ile gül ki bahtın açılsın
Istırap,üzüntü,elem, gam,keder
Her biri insanı perişan eder
Yaşamak bu kısa süreç içinde
Sevilip sevmeğe ancak eşdeğer
Ne kadar sevilsek azdır ömrümüz
Sevgilerle geçsin bütün günümüz
Acıyı, tasayı bırak bir yana
Sevilmekle son bulsun yaşam sonumuz
İnsanca yaşamak hüner dünyada
Kötülükler bir mum gibi bir gün söner dünyada
Sevgiyle yaşayıp topluma bir şey verenler
Her türlü tasayı yener dünyada
Bir çözüm getirmez asık suratlar
Gerçekleşmezse de dünyada bütün muratlar
Yaşamı çekilmez bir olgu görmek yerine
Sevgilerle sevilmeğe dönsün bütün umutlar
Orhan Uysal
Dünyaya gelmenin sırrını bilir
Neşeyle sevinçle çevresini güldüren kişi
İnsanı toplumu sevmeyi bilir
Gül ki gül yüzünde güller açılsın
Sevinki etrafa neşe saçılsın
Ağlamak bir çözüm değil insana
Kahakaha ile gül ki bahtın açılsın
Istırap,üzüntü,elem, gam,keder
Her biri insanı perişan eder
Yaşamak bu kısa süreç içinde
Sevilip sevmeğe ancak eşdeğer
Ne kadar sevilsek azdır ömrümüz
Sevgilerle geçsin bütün günümüz
Acıyı, tasayı bırak bir yana
Sevilmekle son bulsun yaşam sonumuz
İnsanca yaşamak hüner dünyada
Kötülükler bir mum gibi bir gün söner dünyada
Sevgiyle yaşayıp topluma bir şey verenler
Her türlü tasayı yener dünyada
Bir çözüm getirmez asık suratlar
Gerçekleşmezse de dünyada bütün muratlar
Yaşamı çekilmez bir olgu görmek yerine
Sevgilerle sevilmeğe dönsün bütün umutlar
Orhan Uysal
23 Ekim 2010 Cumartesi
KAR ve HATIRALAR
Kar yağıyor, yine kar, yine mahşer gibi kar.
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar
Bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar
Bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var
Beyaz bir sükut işte kar yağıyor kar, kar, kar
Sanıyorum uçuyor gözümde hatıralar
Beyaz bir sükut işte: Kar yağıyor kar,kar ,kar
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar
Bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar
Bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var
Beyaz bir sükut işte kar yağıyor kar, kar, kar
Sanıyorum uçuyor gözümde hatıralar
Beyaz bir sükut işte: Kar yağıyor kar,kar ,kar
26 Eylül 2010 Pazar
HESAP VERİYORUM -6-
Elvançelebi’nin hatıramda kalan bir anısı da bir köylünün kan davası sonucu bizzat evinin avlusunda öldürülmesidir. Evimizin tam karşısındaki meydandan bize bakan evde oldu olay. Babayiğit olduğu söylenen Osman bir kan davası sonucunda yedi yerinden kurşunlanarak bağırsakları dışarıya çıktı, eliyle bağırsaklarını tutup evine kadar gidebildi ve öldü. Köyde olay kısa zamanda duyuldu ve ağıtlar yakıldı :
“Osman’ın giydiği doru küheylan,
Yine mi geliyor Osman’sız bayram,
Osman’ı görenler olurdu hayran,
Osman’ın,Osman’ım namlı Osman’ım,
Kan kusarak öldü kanlı Osman’ım.
Osman’ın ölümü Elvançelebi’de günlerce, aylarca konuşuldu. Katili hapiste bilmem ne kadar yattı.
Bildiğim kadarıyla Elvançelebi sunni köyüydü. 200 haneli bir köy. Kerpiç evlerden yapılmış bir ova köyü. Tutucu bir yapıya sahip olduğunu ve bir namus meselesinin mutlaka kanla sonuçlandığını sonradan öğrendim. Buna rağmen ahlak yapısında bir serbestlik olmaması, gizli ilişkilerin fazlalığının doğal sonucu olarak yaşananlar Kemal Tahir’in “Namuscular” da anlattıklarını benim de gözlememe yol açtı.
İnsanları cinsel olarak ne kadar kısıtlarsanız bunun tepkisi de aynı ölçüde çoğalmaktadır. Kırklareli bunun en iyi örneği oldu benim için. Cinsel özgürlükten mahrum olan toplumlar bunu dinsel kurala bağlamakta ve “İbadette gizli kabahatte” ilkesi ile insanları cinsel açlığa mahkum etmektedirler. Yemek yemek nasıl bir doğal ihtiyaç ise cinsel ilişkiler de aynı şekilde doğal bir ihtiyaçtır. Bu konuda ailelerin cinsel konuları büyük suç gibi görmesinden şu tür sorunlar çıkmaktadır. Çocuk ailesinin cinsel ilişkisine şahit olduğunda ana babasının bu suçu nasıl işlediğini aklına sığdıramamakta ve bunalıma sürüklenmektedir.
Hele ki bluğ çağında ben de büyük bunalım yaşadım. Bir seferinde babamla annemi bizzat izledim. Bunun büyük bir günah olduğu bilincime kazındığından babamın anneme işkence ettiği gibi bir düşünceye kapılıp babama düşman oldum. Benim dönemimde bunları bana anlatan kimse olmaması hayatımı bir çok sorunlarla etkiledi. Çorum’da okuduğum zamana dönüyorum.
“Osman’ın giydiği doru küheylan,
Yine mi geliyor Osman’sız bayram,
Osman’ı görenler olurdu hayran,
Osman’ın,Osman’ım namlı Osman’ım,
Kan kusarak öldü kanlı Osman’ım.
Osman’ın ölümü Elvançelebi’de günlerce, aylarca konuşuldu. Katili hapiste bilmem ne kadar yattı.
Bildiğim kadarıyla Elvançelebi sunni köyüydü. 200 haneli bir köy. Kerpiç evlerden yapılmış bir ova köyü. Tutucu bir yapıya sahip olduğunu ve bir namus meselesinin mutlaka kanla sonuçlandığını sonradan öğrendim. Buna rağmen ahlak yapısında bir serbestlik olmaması, gizli ilişkilerin fazlalığının doğal sonucu olarak yaşananlar Kemal Tahir’in “Namuscular” da anlattıklarını benim de gözlememe yol açtı.
İnsanları cinsel olarak ne kadar kısıtlarsanız bunun tepkisi de aynı ölçüde çoğalmaktadır. Kırklareli bunun en iyi örneği oldu benim için. Cinsel özgürlükten mahrum olan toplumlar bunu dinsel kurala bağlamakta ve “İbadette gizli kabahatte” ilkesi ile insanları cinsel açlığa mahkum etmektedirler. Yemek yemek nasıl bir doğal ihtiyaç ise cinsel ilişkiler de aynı şekilde doğal bir ihtiyaçtır. Bu konuda ailelerin cinsel konuları büyük suç gibi görmesinden şu tür sorunlar çıkmaktadır. Çocuk ailesinin cinsel ilişkisine şahit olduğunda ana babasının bu suçu nasıl işlediğini aklına sığdıramamakta ve bunalıma sürüklenmektedir.
Hele ki bluğ çağında ben de büyük bunalım yaşadım. Bir seferinde babamla annemi bizzat izledim. Bunun büyük bir günah olduğu bilincime kazındığından babamın anneme işkence ettiği gibi bir düşünceye kapılıp babama düşman oldum. Benim dönemimde bunları bana anlatan kimse olmaması hayatımı bir çok sorunlarla etkiledi. Çorum’da okuduğum zamana dönüyorum.
Etiketler:
Cinsellik,
Elvançelebi,
Hesap Veriyorum,
Kan Davası
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Askerlik Yaşamından Fotoğraflar








Orhan UYSAL'ın Harp Okulu öğrenciliğinden, Kore'ye, Kırklareli'ne kadar askerlik yaşamından fotoğraflar.
Etiketler:
Asker,
Harp Okulu,
Kırklareli,
Kore,
Orhan UYSAL,
Subay
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




