5 Mart 2011 Cumartesi

Gerçek Haber -8-


Orhan Uysal'ın ölen Erbakan ile ilgili bir anısını anlatarak ilgili gazete küpürünü ekleyeceğim.

Emekli olduktan sonra CHP üyesi olan Orhan UYSAL 1974 yılında CHP'nin MSP ve Erbakan ile koaliasyon kurmasına şiddetle karşı çıkmış ve bunun dinci siyaseti meşru hale getireceğini söylemişti. Sonrasında Kıbrıs harekatı sonrası koalisyonun bozulmasına da şiddetle karşı çıkmıştı. Erken seçime gideriz ve oyları toplarız diyen CHP yönetimi yine aldanmış ve 12 Eylül'e giden MC hükümetlerine yol açılmıştı.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Torunu Barış'ın oğlu Emre





Uysal ailesinin en küçük üyesi, Barış Uysal'ın oğlu Emre'nin fotoğrafları.

5 Şubat 2011 Cumartesi

KIYMA MAKİNASI

Ne değerler harcanmış sosyalizm yolunda
Sabahattin can vermiş faşistlerin kolunda
Nazım’ın değerini bütün dünya bilirken
Bir kere anılmadı yurt dışında ölürken

Fikret bir kere olsun radyoda anılmadı
Softa Akif içinse yere yerinden oynadı
Avcıoğlu yazarken Türkiye Düzeni’ni
Nazım vatan özlemiyle verdi son nefesini

Kimse hain diyerek bir fikri öldüremez
Yüzlerce Mehmet Akif eline su dökemez
Şapkayı giymem diye yurt dışına kaçarken
Nazım İstiklal savaşı destanını yazdı bileğini bükemez

Bu gün baş tacı oldu ne yazık ki sağcılara
Kara softa bir şair sığmıyor vicdanlara
Atatürk ilkelerine karşı çıkmak isterken
İnsan biraz utanır milli şair diye anılırken
İstiklal destanını yazdı ölümsüz Nazım
Bestelerdim gücüm olsa olsa elimde sazım
Heykelini dikerdim vatan abidesine
Adını anmak için Hürriyet tepesine

Orhan Uysal

15 Ocak 2011 Cumartesi

25 Aralık 2010 Cumartesi

Kutlamalardan




Kırklareli'de orduevinde yılbaşı, sınıf gecesi gibi kutlamalar yapılırdı. Babamın güzel sesiyle Türk Sanat Müziği şarkıları söylediği olurdu bu gecelerde. Bu gecelerden 3 fotoğraf.

5 Aralık 2010 Pazar

Hesap Veriyorum -7-

Babam Elvançelebi’den Çıkrık yatılı bölge okulu müdürlüğüne atandı. Biz de Çarum’da önce anneannemin evinde bir ay kaldık. Evimizin bir dava vekili Sabit efendide olması bu geçici yerleşimin nedeniydi. Büyükannemin evi tek katlı iki odadan ibaret çok küçük bir evdi. Anneannem duldu. Kocası Sabit efendi kökleri ta Aşık paşaya dayanan müderris (profesör) bir sülaleydi. Dedemin babası Küçük müftü adıyla anılan Çorum’un medresesini yöneten alim bir adamdı. Oğlu ise her şirrete ve cinsel sapıklığı da tescilli Sabit efendi. Fevzi efendi bu yüzden bütün malını oğlunun şer yolda harcamaması için vakfetmişti. O zamana göre büyük değeri olan 12 dükkan, bir hamam (Çavuş hamamı) ve balak (manda yavrusu derisi) içindeki altınlardan oluşuyordu bu miras. Bir de sonradan halkevlerinden Çorum kitaplığına devredilen paha biçilemez değerde bir oda dolusu kitap.

Anneannem biraz aklı noksan cinsinden fakat onurlu bir kadındı. Karagözoğullarından dedemin bu yaptıklarına dayanamayarak ayrılmış ve hiç bir maddi varlığı kalmamış durumdaydı. Medeni kanun çıkınca sonradan meşru dul statüsünü kazandı. Dedemde annemi 14 yaşında başından savmak için kendisinden 30 yaş büyük ve iki çocuklu dul olan babamla evlendirmiş. Büyükannem bize her gün madımak ikram edebilyordu. Annem de cimriliği ile ün salmıştır. Sabah akşam madımakta öyle usandım ki ebemin beresini alıp “bize artık başka bir şey yedir” diyerek yemeğin içine soktum. Ebem çok üzüldü. Ne yapabilirdi ki? Bütün olanağı buydu.

Halbuki annem varlıklı sayılırdı. Annesinin durumunu da biliyordu. Buna karşın hiç önlem almadığı gibi yük olmaktan da utanmadı. Bir ay sonra birazda annemin huyu sonucunda evimiz boşaltıldı. Bizde Çorum Yeniyol mahallesi 2 nolu evimize taşındık. Çorum’un merkezi yerinde iki katlı ve birinci sınıf bir evdi. Sokağa 1.5 metrelik çıkıntıları vardı. Altta sofa ve iki oda, üstte 4 oda ve bir salon bulunuyordu. Bir de dışarıya bakan balkonu bulunuyordu. Benim en sevdiğim yer de balkonuydu. Yaz günleri ben balkonda yatardım. Hem seyirli hem de havadardı.

Gece Çorum’un sarhoş efelerinin küfürlerini duyardım:
- Öfümün üzerine öf diyenin ….
- Bana palabıyıklı Kürt Teyfik derler …
- Bana kaleli Mevlit derler , ben adamın ciğerini paçalar yerim.
- Bana pardonun Sıddık derler, ben adamı ipe götürürüm,
gibi nağralar atarlardı.

Birinci sınıfı Elvançelebi’de okuduktan sonra okul açılınca Gazipaşa ilkokuluna başladım. Hocam Güzüde hanımdı. Kocası da müdürümüz Nazım beydi. Benim okuma ve yazmadan bir sorunum yoktu. İkinci sınıfta ilave ders olarak hayat bilgisi ve matematik okutuluyordu. Ben köyde öğretmen çocuğu olmanın ve kendimi bir bok sanmamın verdiği şımarıklıklardan karnemde Okuma-Yazma, Matematik, Hayat Bilgisi Pek iyi iken Hal ve Gidiş ve Tertip-Düzen Pek fena geldi. Bu karneyle gelince annem benimle başa çıkamadığını söyleyerek beni ÇIKRIK yatılı bölge okuluna babamın yanına gönderdi ki hayatımın yeni bir dönüm noktası burda yaşanacaktı.

27 Kasım 2010 Cumartesi

13 Kasım 2010 Cumartesi

Dünürü Mehmet Temizyürek'i kaybettik



Dünürü Mehmet Temizyürek kronik hastalığına dayanamayarak 10 Kasım 2010 sabahı hayata veda etti. Son 8 ay içinde aynı aileden 3 kişi yaşamını yitirdi. Sakin kişiliği ile bilinen, en kızgın anında bile insanlara "Canım Benim" diye hitap eden Mehmet Temizyürek'i anıyoruz.

7 Kasım 2010 Pazar

GÜLMENİN SIRRINI BİLEN

Hayatta gülmenin sırrını bilen
Dünyaya gelmenin sırrını bilir
Neşeyle sevinçle çevresini güldüren kişi
İnsanı toplumu sevmeyi bilir

Gül ki gül yüzünde güller açılsın
Sevinki etrafa neşe saçılsın
Ağlamak bir çözüm değil insana
Kahakaha ile gül ki bahtın açılsın

Istırap,üzüntü,elem, gam,keder
Her biri insanı perişan eder
Yaşamak bu kısa süreç içinde
Sevilip sevmeğe ancak eşdeğer

Ne kadar sevilsek azdır ömrümüz
Sevgilerle geçsin bütün günümüz
Acıyı, tasayı bırak bir yana
Sevilmekle son bulsun yaşam sonumuz

İnsanca yaşamak hüner dünyada
Kötülükler bir mum gibi bir gün söner dünyada
Sevgiyle yaşayıp topluma bir şey verenler
Her türlü tasayı yener dünyada

Bir çözüm getirmez asık suratlar
Gerçekleşmezse de dünyada bütün muratlar
Yaşamı çekilmez bir olgu görmek yerine
Sevgilerle sevilmeğe dönsün bütün umutlar

Orhan Uysal

23 Ekim 2010 Cumartesi

KAR ve HATIRALAR

Kar yağıyor, yine kar, yine mahşer gibi kar.

Sanki güller içinde gülen taze kadınlar

Bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar

Sanki güller içinde gülen taze kadınlar

Bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var

Beyaz bir sükut işte kar yağıyor kar, kar, kar

Sanıyorum uçuyor gözümde hatıralar

Beyaz bir sükut işte: Kar yağıyor kar,kar ,kar