Çıkrıkta, annemde gelince bir köy evine Mustafa amcaların evine taşındık. Oğlu Hamdi sınıf arkadaşımdı. Türküm, doğruyumu okurken gırtlağı şişene kadar en gür sesiyle bağırırdı. Hamdi Öztürk şimdi halen öğretmenliği sürdürüyor.
Mustafa Amca çok iyi ve temiz bir insandı. Hamdi’nin Huriye adlı bir ablası vardı. Köylü çocuklarla iyi arkadaştım. Ekşili ninenin oğlu İbrahim, Mustafa Işıker bakkalın oğlu Mehmet Ali, Ömer yakın arkadaşlarımdı.
Köyün en enteresan adamı Hüseyin dedeydi. İki büklüm kamburdu. Köyün kamburu ve en çalışkan adamıydı. Ona şöyle derlerdi:
- Dede gönlün nede?
- Ebende yavrum ebende.
Babama anılarını anlatırdı. İlk köye geldiğinde bir taş yastıktan başlayıp köyün en zengin adamı olmuş ki bunu çalışması yani emeği ile yapan nadir insanlardandı. Evi Aktaş çeşmesinin yanındaki en güzel evdi. Kimsenin ayağına dokunmaması için köy yollarındaki taşları toplardı. Yardımsever bir insandı. Herkes ondan aklı sorar o da doğru yolu bilir ve söylerdi. Babam bile kendisine hayrandı. Evinin dut ağaçlarının şöhreti çoktu. Dutları yatsan ağzınla yiyebileceğin şekilde yetiştirmişti. Yaşamasını çalışmasına bağlamış köyün şüphesiz en renkli kişisiydi.
Köydeki sınıf arkadaşlarımdan Çolak Ali lakaplı Ali Eryaşar okulun en başarılı öğrencisiydi. Şimdi sayıştayda üye. Halkevleri kontejanından yatılı okulu kazandı, hukuğu bitirdi. Tek kolu anadan doğma kısaydı. Bütün gücü diğer koluna toplamış gibi iki kollu olanları da yenerdi. Bakkalın oğlu ise matematikte birinciydi.
Yatılı köy okulu olduğundan okulumuza yedi köyün çocukları gelirdi. Üçköyyakın sayıldığından bu imkandan mahrum bırakılmış bir Alevi köyüydü. Çıkrık ise sunni ve tutucu bir köydü. Sınıfın diğer başarılı öğrencileri olan Mustafa ve Muharrem’den Mustafa Işıker Milli eğitim müdürlüğüne yükselirken, Muharrem okuyamadı.
En büyük eğlencemiz maymun adlı topaç çevirmek, davar gütmek, gübre üzerine atlamaktı. Üçüncü sınıftayken Ali Ersin adında Develili bir hoca tayin oldu. Bekar ve genç bir hocaydı. Babamla arası çok iyiydi. Okula voleybol sporunu o getirdi. Harika voleybol oynardı. Ablam o sıralarda ilkokul son sınıftaydı. Ali Hoca sonra Gazi Terbiye sınavını kazanarak Ankara’ya gitti. Babamdan mektupla ablamı istedi. Babam buna razı oldu. Ne var ki bir süre sonra irtibat kesildi ve evlilik yattı. Babamı üzen bir olaydı.
24 Temmuz 2011 Pazar
19 Haziran 2011 Pazar
1 Mayıs 2011 Pazar
KARDEŞİM
Temel felsefemiz çağdaş sosyalizm
Kendi değerini bil be kardeşim
Patronun kölesi olmak yerine
Devletin yönetimini sen al eline
Yıllarca süründün aça bilaç gezdin
Çileler çekerek canından bezdin
Verdin oylarını yine onlara
Layık değilsin sen böyle sonlara
Emek senin değerli kutsal silahın
Marks-Lenin dir senin gerçek ilahın
Seni yönetecek olanlara bak
Eskimiş köhnemiş fikirleri yak
Sosyalizmle bağdaş bil yöntemini
Bilinçli olarak seç liderini
Karamsar olmanın zamanı değil
Etrafını kolla çağına eğil
Kendini bilmezsen daha yıllarca
Seni yönetecek patron kullarca
Sana verilenler iane değil
Emeğinin hakkıdır bunu iyi bil
---------------------------------------
1 Mayıs nedeniyle Orhan Uysal'ın yıllar önce yazdığı ve bugünde geçerli olan bu şiirini yayınlamaktan gurur duyuyorum.
Kendi değerini bil be kardeşim
Patronun kölesi olmak yerine
Devletin yönetimini sen al eline
Yıllarca süründün aça bilaç gezdin
Çileler çekerek canından bezdin
Verdin oylarını yine onlara
Layık değilsin sen böyle sonlara
Emek senin değerli kutsal silahın
Marks-Lenin dir senin gerçek ilahın
Seni yönetecek olanlara bak
Eskimiş köhnemiş fikirleri yak
Sosyalizmle bağdaş bil yöntemini
Bilinçli olarak seç liderini
Karamsar olmanın zamanı değil
Etrafını kolla çağına eğil
Kendini bilmezsen daha yıllarca
Seni yönetecek patron kullarca
Sana verilenler iane değil
Emeğinin hakkıdır bunu iyi bil
---------------------------------------
1 Mayıs nedeniyle Orhan Uysal'ın yıllar önce yazdığı ve bugünde geçerli olan bu şiirini yayınlamaktan gurur duyuyorum.
10 Nisan 2011 Pazar
Hesap Veriyorum -8-
ÇIKRIK KÖYÜ ve İLKOKUL HAYATIM
Çıkrık köyü Çorum’a at arabası ile on saat süren Mecitözü kasabasına bağlı, doğanın harikalarından bir dağ köyüdür. Akdağ’ın eteğinde ve dağlık, bahçelik bir köydür. Aktaş denilen dağdan inen bir suyu, meşhur hardal kirazları, cevizleri, elma, armut ve her türlü sebzenin yetiştirildiği daha ziyade meyvecilikle geçinen bir köydür.
Yatılı okul köyün sonunda birisi 5 derslikli okul diğeri yatakhane olan iki binadan oluşur. Birincisi kısımda derslikler ve müdür odası , ikinci kısımda yatakhane ve fırın, iki adetde öğretmen yatakhanesi vardı. Beş sınıfın da öğretmenleri vardı. Babam bizim matematik dersine girerdi. İlk öğretmenim Yozgat’lı Mehmet Ali beydi. Bize kendini üstün bir hoca gibi göstererek kendini Allah yerine koyar, bizlere trilyonlar, kentrilyonları öğretmeye kalkar fakat temel matematiği bile öğretemezdi. Bir de Bodrum’lu Hacer hocahanım vardı. İki odanın birinde biz babamla, diğer oda da ise Hacer hoca yatardı.
Ben okuldan eve gelince babam çalışmalarıma bakar o günkü konuyu bana sorardı. Bilmediğimde beni eşşekten suyu getiren kadar diye tabir edilen şekilde döverdi. Bilhassa kulaklarımın memelerini ovarak bana işkence ederdi. Bu bana hayatımın en acı anılarını yaşatmaktaydı. Bilhassa Hacer hocanın benden şikayet ettiğinde dayak artardı. Hacer hocanım bana: “Git Aktaş’tan su getir.”, “Git şu işi yap.” Gibi emirler verince benimde inatçı yapım nedeniyle yapmazdım. Akşam babama “Orhan’ a şunu söyledim yapmadı.” gibi şikayetlerle her gün dayak yemekten yıldım.
Bunun intikamını öyle şekilde aldım ki çocuk sandıklarımızın neler yapabileceğinin anlaşılması için burada yazıyorum. Bir ara babam Mecitözü’ne gitmişti. Maarif memuru Mümtaz beyin olmaması nedeniyle bir ay kadar oarada kaldı. Bu durumda bende babamın odasında kalmakta direndim. Hacer hanım birlikte yatmamız için çok yalvarmasına karşın o günkü aklımla nedenini anlamadığım için direndim. Mecitözü’ne tayini çıkınca benim sakladığım güncesini bulamadı. Mecburen gitmek zorunda kaldı. Annem köye gelince , defteri onun yanında babama unutulduğu yerden bulmuşum gibi verdim. Babam defteri annemin ısrarı ile okuyunca skandal patladı. Hatırladığım kadarıyla :
“Ben bir piçim, anam beni başka bir erkekle olan ilişkisinden doğurdu. Yatılı okuldan sonra öğretmen oldum. Benim koca hasretinden yandığım bir zamanda karşıma kör bir ihtiyar olan Hilmi hoca çıktı. Onunla bile yatmaya muhtaçdım, bunun için ona ne kadar yalvardım.” Bunları okuyan annem kudurdu. Babama yapmadığını bırakmadı. Ben de buna bana yapılanların acısı çıkıyor diye çok seviniyordum. Bu benim tabiatıma yerleşti. Bir kişisel olayda önce hiç ses çıkarmam ama sonra bunun acısını fena çıkarırım. Atom bombası gibi tahribat yaparım.
Çıkrık köyü Çorum’a at arabası ile on saat süren Mecitözü kasabasına bağlı, doğanın harikalarından bir dağ köyüdür. Akdağ’ın eteğinde ve dağlık, bahçelik bir köydür. Aktaş denilen dağdan inen bir suyu, meşhur hardal kirazları, cevizleri, elma, armut ve her türlü sebzenin yetiştirildiği daha ziyade meyvecilikle geçinen bir köydür.
Yatılı okul köyün sonunda birisi 5 derslikli okul diğeri yatakhane olan iki binadan oluşur. Birincisi kısımda derslikler ve müdür odası , ikinci kısımda yatakhane ve fırın, iki adetde öğretmen yatakhanesi vardı. Beş sınıfın da öğretmenleri vardı. Babam bizim matematik dersine girerdi. İlk öğretmenim Yozgat’lı Mehmet Ali beydi. Bize kendini üstün bir hoca gibi göstererek kendini Allah yerine koyar, bizlere trilyonlar, kentrilyonları öğretmeye kalkar fakat temel matematiği bile öğretemezdi. Bir de Bodrum’lu Hacer hocahanım vardı. İki odanın birinde biz babamla, diğer oda da ise Hacer hoca yatardı.
Ben okuldan eve gelince babam çalışmalarıma bakar o günkü konuyu bana sorardı. Bilmediğimde beni eşşekten suyu getiren kadar diye tabir edilen şekilde döverdi. Bilhassa kulaklarımın memelerini ovarak bana işkence ederdi. Bu bana hayatımın en acı anılarını yaşatmaktaydı. Bilhassa Hacer hocanın benden şikayet ettiğinde dayak artardı. Hacer hocanım bana: “Git Aktaş’tan su getir.”, “Git şu işi yap.” Gibi emirler verince benimde inatçı yapım nedeniyle yapmazdım. Akşam babama “Orhan’ a şunu söyledim yapmadı.” gibi şikayetlerle her gün dayak yemekten yıldım.
Bunun intikamını öyle şekilde aldım ki çocuk sandıklarımızın neler yapabileceğinin anlaşılması için burada yazıyorum. Bir ara babam Mecitözü’ne gitmişti. Maarif memuru Mümtaz beyin olmaması nedeniyle bir ay kadar oarada kaldı. Bu durumda bende babamın odasında kalmakta direndim. Hacer hanım birlikte yatmamız için çok yalvarmasına karşın o günkü aklımla nedenini anlamadığım için direndim. Mecitözü’ne tayini çıkınca benim sakladığım güncesini bulamadı. Mecburen gitmek zorunda kaldı. Annem köye gelince , defteri onun yanında babama unutulduğu yerden bulmuşum gibi verdim. Babam defteri annemin ısrarı ile okuyunca skandal patladı. Hatırladığım kadarıyla :
“Ben bir piçim, anam beni başka bir erkekle olan ilişkisinden doğurdu. Yatılı okuldan sonra öğretmen oldum. Benim koca hasretinden yandığım bir zamanda karşıma kör bir ihtiyar olan Hilmi hoca çıktı. Onunla bile yatmaya muhtaçdım, bunun için ona ne kadar yalvardım.” Bunları okuyan annem kudurdu. Babama yapmadığını bırakmadı. Ben de buna bana yapılanların acısı çıkıyor diye çok seviniyordum. Bu benim tabiatıma yerleşti. Bir kişisel olayda önce hiç ses çıkarmam ama sonra bunun acısını fena çıkarırım. Atom bombası gibi tahribat yaparım.
5 Mart 2011 Cumartesi
Gerçek Haber -8-

Orhan Uysal'ın ölen Erbakan ile ilgili bir anısını anlatarak ilgili gazete küpürünü ekleyeceğim.
Emekli olduktan sonra CHP üyesi olan Orhan UYSAL 1974 yılında CHP'nin MSP ve Erbakan ile koaliasyon kurmasına şiddetle karşı çıkmış ve bunun dinci siyaseti meşru hale getireceğini söylemişti. Sonrasında Kıbrıs harekatı sonrası koalisyonun bozulmasına da şiddetle karşı çıkmıştı. Erken seçime gideriz ve oyları toplarız diyen CHP yönetimi yine aldanmış ve 12 Eylül'e giden MC hükümetlerine yol açılmıştı.
14 Şubat 2011 Pazartesi
5 Şubat 2011 Cumartesi
KIYMA MAKİNASI
Ne değerler harcanmış sosyalizm yolunda
Sabahattin can vermiş faşistlerin kolunda
Nazım’ın değerini bütün dünya bilirken
Bir kere anılmadı yurt dışında ölürken
Fikret bir kere olsun radyoda anılmadı
Softa Akif içinse yere yerinden oynadı
Avcıoğlu yazarken Türkiye Düzeni’ni
Nazım vatan özlemiyle verdi son nefesini
Kimse hain diyerek bir fikri öldüremez
Yüzlerce Mehmet Akif eline su dökemez
Şapkayı giymem diye yurt dışına kaçarken
Nazım İstiklal savaşı destanını yazdı bileğini bükemez
Bu gün baş tacı oldu ne yazık ki sağcılara
Kara softa bir şair sığmıyor vicdanlara
Atatürk ilkelerine karşı çıkmak isterken
İnsan biraz utanır milli şair diye anılırken
İstiklal destanını yazdı ölümsüz Nazım
Bestelerdim gücüm olsa olsa elimde sazım
Heykelini dikerdim vatan abidesine
Adını anmak için Hürriyet tepesine
Orhan Uysal
Sabahattin can vermiş faşistlerin kolunda
Nazım’ın değerini bütün dünya bilirken
Bir kere anılmadı yurt dışında ölürken
Fikret bir kere olsun radyoda anılmadı
Softa Akif içinse yere yerinden oynadı
Avcıoğlu yazarken Türkiye Düzeni’ni
Nazım vatan özlemiyle verdi son nefesini
Kimse hain diyerek bir fikri öldüremez
Yüzlerce Mehmet Akif eline su dökemez
Şapkayı giymem diye yurt dışına kaçarken
Nazım İstiklal savaşı destanını yazdı bileğini bükemez
Bu gün baş tacı oldu ne yazık ki sağcılara
Kara softa bir şair sığmıyor vicdanlara
Atatürk ilkelerine karşı çıkmak isterken
İnsan biraz utanır milli şair diye anılırken
İstiklal destanını yazdı ölümsüz Nazım
Bestelerdim gücüm olsa olsa elimde sazım
Heykelini dikerdim vatan abidesine
Adını anmak için Hürriyet tepesine
Orhan Uysal
15 Ocak 2011 Cumartesi
25 Aralık 2010 Cumartesi
Kutlamalardan
5 Aralık 2010 Pazar
Hesap Veriyorum -7-
Babam Elvançelebi’den Çıkrık yatılı bölge okulu müdürlüğüne atandı. Biz de Çarum’da önce anneannemin evinde bir ay kaldık. Evimizin bir dava vekili Sabit efendide olması bu geçici yerleşimin nedeniydi. Büyükannemin evi tek katlı iki odadan ibaret çok küçük bir evdi. Anneannem duldu. Kocası Sabit efendi kökleri ta Aşık paşaya dayanan müderris (profesör) bir sülaleydi. Dedemin babası Küçük müftü adıyla anılan Çorum’un medresesini yöneten alim bir adamdı. Oğlu ise her şirrete ve cinsel sapıklığı da tescilli Sabit efendi. Fevzi efendi bu yüzden bütün malını oğlunun şer yolda harcamaması için vakfetmişti. O zamana göre büyük değeri olan 12 dükkan, bir hamam (Çavuş hamamı) ve balak (manda yavrusu derisi) içindeki altınlardan oluşuyordu bu miras. Bir de sonradan halkevlerinden Çorum kitaplığına devredilen paha biçilemez değerde bir oda dolusu kitap.
Anneannem biraz aklı noksan cinsinden fakat onurlu bir kadındı. Karagözoğullarından dedemin bu yaptıklarına dayanamayarak ayrılmış ve hiç bir maddi varlığı kalmamış durumdaydı. Medeni kanun çıkınca sonradan meşru dul statüsünü kazandı. Dedemde annemi 14 yaşında başından savmak için kendisinden 30 yaş büyük ve iki çocuklu dul olan babamla evlendirmiş. Büyükannem bize her gün madımak ikram edebilyordu. Annem de cimriliği ile ün salmıştır. Sabah akşam madımakta öyle usandım ki ebemin beresini alıp “bize artık başka bir şey yedir” diyerek yemeğin içine soktum. Ebem çok üzüldü. Ne yapabilirdi ki? Bütün olanağı buydu.
Halbuki annem varlıklı sayılırdı. Annesinin durumunu da biliyordu. Buna karşın hiç önlem almadığı gibi yük olmaktan da utanmadı. Bir ay sonra birazda annemin huyu sonucunda evimiz boşaltıldı. Bizde Çorum Yeniyol mahallesi 2 nolu evimize taşındık. Çorum’un merkezi yerinde iki katlı ve birinci sınıf bir evdi. Sokağa 1.5 metrelik çıkıntıları vardı. Altta sofa ve iki oda, üstte 4 oda ve bir salon bulunuyordu. Bir de dışarıya bakan balkonu bulunuyordu. Benim en sevdiğim yer de balkonuydu. Yaz günleri ben balkonda yatardım. Hem seyirli hem de havadardı.
Gece Çorum’un sarhoş efelerinin küfürlerini duyardım:
- Öfümün üzerine öf diyenin ….
- Bana palabıyıklı Kürt Teyfik derler …
- Bana kaleli Mevlit derler , ben adamın ciğerini paçalar yerim.
- Bana pardonun Sıddık derler, ben adamı ipe götürürüm,
gibi nağralar atarlardı.
Birinci sınıfı Elvançelebi’de okuduktan sonra okul açılınca Gazipaşa ilkokuluna başladım. Hocam Güzüde hanımdı. Kocası da müdürümüz Nazım beydi. Benim okuma ve yazmadan bir sorunum yoktu. İkinci sınıfta ilave ders olarak hayat bilgisi ve matematik okutuluyordu. Ben köyde öğretmen çocuğu olmanın ve kendimi bir bok sanmamın verdiği şımarıklıklardan karnemde Okuma-Yazma, Matematik, Hayat Bilgisi Pek iyi iken Hal ve Gidiş ve Tertip-Düzen Pek fena geldi. Bu karneyle gelince annem benimle başa çıkamadığını söyleyerek beni ÇIKRIK yatılı bölge okuluna babamın yanına gönderdi ki hayatımın yeni bir dönüm noktası burda yaşanacaktı.
Anneannem biraz aklı noksan cinsinden fakat onurlu bir kadındı. Karagözoğullarından dedemin bu yaptıklarına dayanamayarak ayrılmış ve hiç bir maddi varlığı kalmamış durumdaydı. Medeni kanun çıkınca sonradan meşru dul statüsünü kazandı. Dedemde annemi 14 yaşında başından savmak için kendisinden 30 yaş büyük ve iki çocuklu dul olan babamla evlendirmiş. Büyükannem bize her gün madımak ikram edebilyordu. Annem de cimriliği ile ün salmıştır. Sabah akşam madımakta öyle usandım ki ebemin beresini alıp “bize artık başka bir şey yedir” diyerek yemeğin içine soktum. Ebem çok üzüldü. Ne yapabilirdi ki? Bütün olanağı buydu.
Halbuki annem varlıklı sayılırdı. Annesinin durumunu da biliyordu. Buna karşın hiç önlem almadığı gibi yük olmaktan da utanmadı. Bir ay sonra birazda annemin huyu sonucunda evimiz boşaltıldı. Bizde Çorum Yeniyol mahallesi 2 nolu evimize taşındık. Çorum’un merkezi yerinde iki katlı ve birinci sınıf bir evdi. Sokağa 1.5 metrelik çıkıntıları vardı. Altta sofa ve iki oda, üstte 4 oda ve bir salon bulunuyordu. Bir de dışarıya bakan balkonu bulunuyordu. Benim en sevdiğim yer de balkonuydu. Yaz günleri ben balkonda yatardım. Hem seyirli hem de havadardı.
Gece Çorum’un sarhoş efelerinin küfürlerini duyardım:
- Öfümün üzerine öf diyenin ….
- Bana palabıyıklı Kürt Teyfik derler …
- Bana kaleli Mevlit derler , ben adamın ciğerini paçalar yerim.
- Bana pardonun Sıddık derler, ben adamı ipe götürürüm,
gibi nağralar atarlardı.
Birinci sınıfı Elvançelebi’de okuduktan sonra okul açılınca Gazipaşa ilkokuluna başladım. Hocam Güzüde hanımdı. Kocası da müdürümüz Nazım beydi. Benim okuma ve yazmadan bir sorunum yoktu. İkinci sınıfta ilave ders olarak hayat bilgisi ve matematik okutuluyordu. Ben köyde öğretmen çocuğu olmanın ve kendimi bir bok sanmamın verdiği şımarıklıklardan karnemde Okuma-Yazma, Matematik, Hayat Bilgisi Pek iyi iken Hal ve Gidiş ve Tertip-Düzen Pek fena geldi. Bu karneyle gelince annem benimle başa çıkamadığını söyleyerek beni ÇIKRIK yatılı bölge okuluna babamın yanına gönderdi ki hayatımın yeni bir dönüm noktası burda yaşanacaktı.
Etiketler:
Çorum,
Hesap Veriyorum,
Karne,
Ninem,
Yeni Yol Mahallesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



