14 Eylül 2014 Pazar

HESAP VERİYORUM -16-

Ortaokulun bitiminden sonraki lise öğrenciliğimi daha istikrarlı olarak sürdürdüm. En iyi arkadaşım Erdoğan Yurdakul’du. Babası benim gibi emekli öğretmendi. Maddi koşulları benden de zayıftı. Kiralık bir evde en kötü koşullarda okula devam etme çabasındaydı. Onunla birlikte Attila Bozdoğan, Elvan Güneş, Memduh Şahin,Turgut Veldet benim arkadaş çevremi oluşturuyordu. Düzenli olarak okula gidiyor ve okuma alışkanlığımı daha ciddi eserlerle sürdürüyordum. Edebiyat derslerinde bilhassa başarılı idim. Edebiyat ve eleştiride benimle çok az kişi yarışabilirdi.

Merzifon ve dışarıdan gelen öğrenciler de vardı. Okuma tutkusu olan Ergun Göze onlardan biriydi. Sol fikirlerinden dolayı ondan şüphelenilirdi. Bugün kü sağcı çizgisini aklım almıyor. En başarılı öğrenci Metin Leblebici idi. Matematikte öğretmenle yarışır, iki dili (Fransızca ve İngilizce) çok güzel konuşur ve tüm derslerden 10 alan bir süper talebeydi. Teknik Üniversiteyi kazanmasına karşın Deniz Ticareti seçip kaptan oldu.Dönemin en güzel kızı Güner ile evlendi. Bugün genel müdür. Sadık Kakaç ise ikinciliği lise boyunca bırakmadı. Çok çalışkan ve düzenli bir öğrenciydi. Lise müdürünün kızı ile evlendi. Profesör olma başarısını gösterdi. Samsun’dan birinci olarak liseye gelen Abidin Kumbasar başta biraz bocaladı. Sonra uyum sağladı ve tıp fakültesini bitirip professor oldu. Süheyl Elbir de başarılı bir öğrenci olarak Çorum’un yetiştirdiği değerlerdendir.

Talebeliğin tadını almaya o dönemde başlamıştım.

8 Eylül 2014 Pazartesi

100 SORUDA BRİÇ? SORU 1

SORU 1: BRİÇ OYUNU NASIL BİR OYUNDUR?

Briç diğer kağıt oyunları gibi basit bir eğlence aracı olmaktan çok; insanın bütün yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olan bir zeka ve bellek oyunudur. Briçde bir oyunun tamaminin 7,5  dakikada tamamlanması kural gereğidir.  Bu açıdan düşünülürse bir el için düşünme süresi yarım dakika yapar ki bu süre içinde bütün olasılıkları düşünüp bir sonuca varmak zorunludur. 

Briç oyunu insan psikolojisini en iyi şekilde yansıtan bir oyundur. İnsanın oyun masasındaki davranışları kişiliklerini en iyi şekilde yansıtan deney alanıdır. Briç oyunu bir fikir geliştirme ve zeka oyunudur. Bu bakımdan yaşlı insanlarda erken bunamayı önleyen bir paratoner görevi yapar.

BRİÇ oyununun toplumsal açıdan da üstünlükleri tartışılmaz bir gerçektir. Briç masasındaki arkadaşlık başka oyunlarda ki olana benzemez. Cemal Gürsel  bir bakan ismi düşünürken ilk aklına gelen Hayri Mumcuoğlu olmuştur. Hayri Mumcuoğlu paşanın briç arkadaşıydı.

 Briç  sağlık açısından önemli bir oyundur. Briç insanlar için bir deşarj ve rahatlama sağlaması bakımından; stresin verdiği gerilimi önlemekte ve sinirlerin yatışmasına neden olmaktadır. 

İMAMIN KAYIĞI

                            İmamın kayığı hazır dururdu

                                 Gelip te içinden geçecekleri

                                 Alacak defterine yazardı her yıl

                                 Ölüpte içine girecekleri

                                 Bakar dı korkarak yoldan geçenler

                                  Ecel şerbetini erken içenler

                                  Ona girecekler kefen biçenler

                                  Hesabı hiç şaşmaz sıra gelince

                                  Yavaş yavaş geçer her omuzlardan

                                  Devamlı yol alır hiç usanmadan

                                 Arkasından kopar feryad-ı figan

                                 Böyle emrediyor ulu yaradan

                                 Ölünün namazı kılındığında

                                 Iskatı,helvası dağıtıldığında

                                 Kırkı yapılıp ta acılar soğuduğunda

                                Gene beklerim der imam kayığı.


                                                             Orhan Uysal  

6 Temmuz 2014 Pazar

HESAP VERİYORUM -15-

İLK ÇOCUKLUK AŞKIM :

Ablamın evlenmesi orta üçün ikinci yılında okuduğum yıllarda oldu. Ablama gelen Çorum’un manifaturacılarından Yaşar ağa oğlu Zeki Çetin’e ablamı görücü usulü ile istediler. Eniştemin üç kız kardeşi vardı. Ortancası Mukadder orta birde okuyordu. İlk bakışta içimden gelen bilmediğim bazı coşkuya benzer hisler onun ilk aşkım olduğuna beni inandırdı. Tatilde ikmale kaldığı için ders veriyordum. Annem arada bir bizi control ederdi. Ben aşkımı hiç anlatabilme cesaretine sahip olamadım. Ben bu sırada şiirler yazıyor ve aşkımı gece boyunca ak sayfalara döküyordum. İşte bir örnek :

Dökülen bin yaprak bir rüzgarla baharda
Hatırlayıp ağlarım,düşünürüm bazanda.
Son bir tebessüm kaldı hayalimde sesinden.
Bir nebze tatabilsem o sıcak nefesinden.

Sokakları doldurur neşeli kahkahalar
Geçerken mahlleden başörtülü genç kızlar.
Her birinin yüzünde tatlı bir tebessüm var.
Hepsinin gözlerinde sanki bir alev yanar.

Kimi güler açılır baharın nesiminde.
Bir çoğu gençliğinin en ateşli deminde.
Tatlı bir tebessümle yakıyorlar kalpleri.
Geçerken Çormlu kızlar sabah saatleri.

O zamanki şiirlerimden iki defter kalmış. *  
Bugünün şiir olarak bir değeri olduğunu zannetmiyorum. Ne varki o dönemden kalan güzel bir hatıra.
Halkevinin kütüphanesi bizim uğrak yerimizdi. Orada ilk beğendiğim kitaplar Ömer Seyfettin kitaplarıydı. Sait maden ile kitapları paylaşarak okumaya başladım. Bana hayatım boyunca en yakın arkadaşım ve rehberim oldular. Halkevleri o zaman çoçukların eğitilmesine yardımcı olmak açısından çok başarılı ve ülkeye kıymetler kazandıran kurumlardı. Müzüik kolunu Sadi Leblebici, Spor kolunu İhsan Tombuş, tiyatro kolunu bir lise öğrencisi çalıştırırdı. Pinpon masaları, basket sahaları, müzecilik kolu vardı.
Ne yazık ki Demokrat Parti CHP ile içiçe olmasını gerekçe göstererek bu kurumları kapattırdı. Yerine yeni kurumlar kurulamadı. Gençleri kahve köşesine mahkum eden bir anlayışın ürünüdür.
Köy Enstitüleri ve Halkevlerinin kapatılması yeri doldurulamaz sonuçlara yol açtı. Demokrat Partinin kömünizm korkusu, halkın bilinçlenmesinden korkması ve bağnazlığa sahip çıkması,  çıkarlarını halkın eğitimsizliğinde görmesi neden olmuştur. Günümüzde halen bu anlayış sürmektedir.

Babamla yıllar sonar Çıkrık köyüne gittiğimde şu gerçeği bir kez daha gözümle gördüm ki bu okulların olduğu dönemde yetişen en az 50-60 öğretmen ve aydın varken sonraki 15 yılda 3-5 kişi dışında yetişen kişi olmamıştır.

* Bu defterden şiirleri blog sayfalarında bulabilirsiniz

16 Haziran 2014 Pazartesi

9 Mart 2014 Pazar

Hesap Veriyorum -14-

YÜRÜME REKORU KIRDIĞIMIZ GERİ DÖNÜŞ :

Tren yolundan akşama ragmen yürüyerek Çorum’a ulşamak amacıyla yola çıktık. Gece trenlerinden kaçarak Balışeyhe kadar gelebildik. Gene kaçak bir tren yolculuğu ile Çerikli’ye geldik. Hiç durmaksızın gece ve gündüz yolculukla ertesi günü Yeniköy’e ulaştık. Orada bir gece handa yatıp sabah hareketle Çorum’a geldik. Amacımız para tedarik edip tekrar kaçış planı yaparak kaçmaktı. Bugün yeri tam olarak bilemediğim eskiden tabkhanenin bulunduğu yoncalıkta bizi komşumuz İhsan Kalelioğlu gördü. Bize yaklaşıp bir baba şefkatiyle beni kucakladı. Benim ailedeki korkumun nedenini bildiği için, babamın beni çok aradığını, eve birlikte gideceğimizi ve beni döverlerse buna kesinlikle müsade etmeyeceğine beni inandırdı.

Arkadaşımın sorununu da halledeceğini söyleyerek bizi eve getirdi. Babam ve annem hiç bir şey demediler. İki gün hiç uyanmadan uyudum. Uzun sure okuldan uzak kalmıştım. Bu kaçışla okulunda bir meslek edinme aracı olduğunu ve hayatın bir sürü güçlüğü olduğunu yaşayarak öğrenmiş oldum. Ataların “Bir musibet bin nasihattan iyidir” sözü bu duruma tam uyuyordu. Okula tekrar başladım. Sanki bir kahramanlık yapmışız gibi herkes bizim maceralarımızı konuşuyordu.Ben yeni bir azimle derslerime sarıldım. Okulun bitmesine bir ay vardı. Buna karşın ikmale kalmayı başararak yeni bir rekor kırdım. Bugün kırık karneden intihar eden çocukların aile içinde problemlerini çözememekten kaynaklandığına inanıyorum.

Bugünün aile yapısı eski otoriter yapıdan çok farklı olsa da doğan yeni problemlerin aile içinde çözülmesi önemlidir. Aile ve okulda dayakla yapılan eğitimin tamamen karşısındayım. Dayak insanı alçaltıcı ve verdiği acı yanında çocukların pasif olarak yetişmesi rizikosunu taşıyan bir eğitim sistemidir. Bugün bile gerek ailelerde gerekse okul ve askerlikte temel esas olması geriliğimiz ve yetersizliğimizin bir kanıtıdır. Ben çocuklarımı pek az bu araca başvurarak eğitdiğim kanısındayım.

12 Ocak 2014 Pazar

10 Kasım 2013 Pazar

60 Yıl Önce

60 yıl önce bugün Atatürk Etnografya Müzesinden Anıtkabir'e nakledildi. O yıl harp okulu son sınıf öğrencileri Atatürk'ün naaşını taşıyan top arabasını çekmişti.

Orhan Uysal'da bu öğrenciler arasındaydı. Bu hayatında her zaman önemli bir anı olarak kalmıştır.


17 Ekim 2013 Perşembe

Eser Uysal Bayram'da Eskişehir'deydi

Eser Uysal bu kurban bayramını Eskişehir'de oğulları Oktay ve Hakan, gelini Figen ve torunu Asu Meriç ile geçirdi.









15 Ağustos 2013 Perşembe

Hesap Veriyorum -13-


ZELZELE ve KORKUSU:

O yıllarda üst üste Çorum’u yerinden oynatan yer sarsıntıları oldu. Bizim ev iki katlı ahşap bir yapıydı. İlk sarsıntıda hepimiz yandaki komşunun arsasına kaçtık. Metin çok küçüktü. İçeride birinin feryadından Uğur’un beşikte kaldığını anımsadık. Annem içeri girip geri çıkarttı. Bu korku babamın bizden uzakta olmasının verdiği şaşkınlıktandı. Bu olaydan sonra yer sarsıntıları aralıksız bir hafta sürdü. Artık panik halindeydik. Annem babamın emekliliğini isteyip yanımızda olmasını istedi. Bu nedenle babam 30 senesini doldurmadan emekli oldu. Bu konunun ve bilhassa 30 yılını dolduranların aldığı ikramiyeyi kendisinin alamaması babamı çok üzmüştü. Buna beni de bir yerde sebep olarak görür, “Senin yüzünden erken ayrıldım,ikramiyemi alamadım” diyerek beni de suçlardı.

Babamın gelmesi evdeki korkutucu otoritenin geri gelmesi demekti. Artık özgürlük devri son buluyordu. İlk iş Nihat’la olan arkadaşlığımızı yasaklaması oldu. “Bir daha seni o çocukla görürsem öldürürüm” dedi. Ben gene gizli, gizli ilişkimi sürdürüyordum. Bir gün parkta birlikte yakaladı. Beni eski günlerdeki gibi eşek sudan gelene kadar patakladı.

EVDEN KAÇIYORUM:

Üçüncü sınıfta derslerim pek iyi değildi. Arkadaş çevrem de hep yaramazlardan oluşuyordu. İlk karnemde 8 zayıfım vardı. Bu karneyi eve götürüp babama göstermeme imkan yoktu. 3 leri 8 yaparak 3 zayıflı bir karne haline getirdim, gene de pek sevinmedi. Nihat’la olan arkadaşlığım devam ediyordu. Bir gün icracının oğlu Namık bu arkadaşın sevdiği kıza asılmıştı. Biz de onu dövmeğe karar verdik. Aradık okulun bir altında olan evindeydi. Dışarı çıkartıp dövdük. Annesi ve valinin karısı okula durumu bildirdiler. Biz o gün okula gitmedik. Ertesi günü bizi disiplin kuruluna verdiler ve üç gün okuldan uzaklaştırdılar.

Bir neden de karnemin okula teslim edilemez durumuydu. Müdür Niyazi bey her gün “Karneni getirmeden okula sokmam” diyordu. Ayrıca okulun bir avizesini de kırmıştım. Bunun ödenmesi ise babamın dayağı demekti. Evden kaçmam için yeterli nedenler vardı.

Bir arkadaş arıyordum onu da kandırıp kaçmaya ikna ettim. Rafet Doğan adlı sanat okulu öğrencisiydi kaçış arkadaşım. Babası Çerkez Rıfat da bu arkadaşımın kaçmasının nedeniydi. Kaçmaya karar vererek Çarşamba gününü kararlaştırdık ve o gün babamın tahsilât için erkenden hayvan pazarına gitmesi yastığın altına sakladığını bildiğim paralarını alamadan evden çıkmama neden oldu.
Arkadaşım 20 TL.si ile benim bulabildiğim 10 TL. ile kaçış için maddi imkanlarımızın az olmasına rağmen kararımızı gerçekleştirdik. Bir plan yaptık önce Rafet’lerin eski tanıdığı Balyakup köyüne gitmeye kararlaştırdık. Çorum’un doğusunda Karadağ’ın eteğinde olan bu köy Çorum’a 6-8 saat çekiyordu. Akşama doğru köye varabildik. Fakir bir Çerkez köyü olmasına karşın bizi büyük misafir karşılar gibi ağırladılar. Rafet’in bu köylü olmasının bunda büyük etkisi oldu sanırım. Bize şehirde olan bitenleri soruyorlar bizde profesör gibi yanıtlıyorduk. Bana ayrıca türkü söylettiler, sesim güzeldi. Ne var ki söylediğim şarkılardan pek hoşlanmadılar sanırım. Kızların da olduğu toplu oyunlar oynadık.

O gece yatıp ertesi sabah Çıkrık köyüne gittik. Bir gece de orada kaldık ve ardından Kışlacık köyüne gittik. Enstitü mezunu babamın eski talebesi Şakir bey bizi çok iyi karşıladı. Köylülerle enstitünün verdiği eğitimi hayata geçirmeye çalışıyordu. Başarılı ve idealist bir öğretmen havasındaydı.


Maarif müdürünün teftişe geleceğini duyunca huzursuz olduk ve ertesi gün Mecitözü kasabasına gittik. Rafet orada tanınabilirdi. Gece bir köyde kalıp tekrar Çorum’a döndük. Çorum’dan günde bir otobüs kalkar ve Çerikli istasyonuna gider. Gece orada sabahlanır ve ertesi sabah altıda kalkan trenle Ankara’ya gidilirdi. Aynı yolu izleyip Ankara yerine yolda Kırıkkale’de trenden indik. Fabrikaya girip çalışma hayalleri kuruyorduk. Fabrika yanındaki çayırda otururken geçen bir işçiye derdimizi anlattık. Yaşımızı 14 dedik. Velilerin izni, nüfus cüzdanı olmadan işe alınmayacağımızı, evden kaçmış olduğumuzun hemen anlaşıldığını, polis görürse ailemize teslim edileceğimizi anlattı. Bu durumda mecburen Çorum’a dönmeye karar verdik.