25 Ekim 2009 Pazar

53'lülerin 50. YILI

1953 LER’İN 50. YIL ŞİİRİ

Yarım asır gelip geçti hayatımızdan bir tarih oldu
Hayata erken veda ederek aramızdan ayrılan oldu
Mesleğinde başarılı olup general olanlar oldu
Subay çıktığımız 1953 ten bu güne ne olaylar oldu

Hiç birimiz mutlu değildik D.P. nin siyasi düzeninden
Değiştirdikleri ilk işleri Atatürk’ün Türkçe ezanından
Yemin ettik asla dönmeyiz dünya dönsede laiklik düzeninden
Biz taşıdık Atamızı Anıtkabir’e geçici mezarından

Üç ihtilal gelip geçti silindir gibi halkımızın üzerinden
Hiç bir şey kaçmadı yapılanlar toplumun nazarından
Donumuzu bile hibe aldık Amerikan pazarından
Hıncını aldılar düzene karşı çıkan aydınından yazarından

Ya taksim ya ölüm parolası ile böldük yeşil adayı
6/7 Eylül 1955 yılında yerle bir ettik Beyoğlu’nu Moda’yı
Türk milleti tarihinde hiç olmamıştı zorba kabadayı
Kendi tedbirimizle başımıza getirdik her türlü belayı

“Ne ezilen ne ezen hakca adil bir düzen” diyerek geldi ortanın solu
Demogoglar hemen karşı çıktılar bu”Moskova’nın yolu”
Daha doğmadan sakat ettik gelecek gerçek solu
Bu mudur çağdaş toplum da uygarlığa ulaşmanın yolu

Atam sen rahat uyu diye diye rehavete kapıldık
Atamızın vasiyetini değiştirdik ihanete katıldık
Din derslerini zorunlu yapıp melanete kapıldık
İlkelerine ters düşüp dogmatik fikirlere kapıldık

Yarım asırlık bir tarihin vebalini taşıyoruz hepimiz
Ataürk liderimiz Harp Okulu kabemiz
Ülkemizin ufukları ilmin nuruyla aydınlanırsa
Rahat uyuyacağız mezarımızda biliniz

Orhan Uysal

24 Ekim 2009 Cumartesi

GERÇEK HABER -2-


Gerçek Haber gazetesinin 18 Haziran 1976 tarihli sayısındaki başyazısı.


7 Ekim 2009 Çarşamba

Şiir Defteri -1-





Babam gençliğinden beri şiir yazmaktaydı. 1950'de hazırladığı şiir defterini yakın arkadaşı Erdoğan Yurdakul resimlemiş. Bu defterin kapağı ve bir şiir burada yer almakta.








30 Eylül 2009 Çarşamba

SON BİR TEBESSÜM

Yaşamak savaşında yine mi kaldık yayan
İnsanlar aç yatarken nasıl da güler insan
Elinde kadehiyle poz veren patrona bak
Kimi et alamazken nerede hani vicdan

Zam üstüne zam yapıp artırırken karını
Parayla siliyorlar namustaki arını
Hiç düşünürler mi halkın yoksulluğunu
Kırıyorlar viskiyle kendi susuzluğunu

Bir tebessüm bile yeter halkın nazarlarında
Satıyorlar malını hayali pazarlarda
Gelsin hayali vergilerden vergi iadeleri
Yeterki doldursunlar beyler keselerini

Son bir tebessüm kaldı hayali ihracattan
Yeterki yararlansın kendisi her fırsattan
Dolarken memlekete mark dolar kara para
Rüşvetle yapılıyor her türlü dalevera

Köşe dönmek istersen sende gözünü aç
Parayla satılıyor başlara sihirli taç
Emekciyim ben diye tafra satmak neyine
Köşeyi dönmek için gerek yok ki beyine

Son gülen iyi güler diye avunuyorsun
Emek kutsaldır diye onu savunuyorsun
Oysa ki güçlü olan aşar her engeli
Eğer sende güçlüysen her şey olur dengeli


Orhan Uysal

17 Eylül 2009 Perşembe

13 Eylül 2009 Pazar

BABALAR GÜNÜ

Babamın dedemin ölümünden ne kadar etkilendiğini pek anlayamamıştım doğrusu. Babam babalar gününe pek önem vermezdi. Ölümünden sonra okuma fırsatı bulduğum bu şiir onun da babasız bir babalar gününü anlamsız bulduğunu farketmeme yol açtı. Babalarımızın duygularını keşke zamanında anlayabilsek.
-------------------------------
BABALAR GÜNÜ

Bir gün yine gelecek
Babalar günü babasız
İnsan ne kadar istese de yaşamayı
Olanaksız

Diyecekler ki çocuklarımız bize
“Kutlu olsun babalar günün tasasız gamsız”
İnsanlar hep bir arada mutlu olmadıkca bu sözler
Anlamsız

Beni yaşama bağlayan insanlar
Evinde ve işinde mutlu olmadıkca
Babalar gününü kutlamak
Zamansız...

Orhan UYSAL

6 Eylül 2009 Pazar

SİVAS'da İNSANLARI YAKANLAR HEY!

Ey dopdolu cüzdanlar, ey karanlık vicdanlar
Ey bire bin kazanan, hayali tüccarlar
Ve dahada çok kanlı paralarıyla mafya babaları hey

Ey halka huzur vadedip, kan gözyaşı verenler
Ey barış vadederek gençleri öldürenler
Ve onlar kadar beter olan parti babaları hey

Ey enflasyon hırsızlıktır diyerek oy isteyen liderler
Ey karşılksız paralarla boşa giden giderler
Ve dahada kötüsü yenilen sayısız nemalar hey

Ey bankalar kasalar tezgahlanan masalar
Ey rüşvet verilerek boşaltılan kasalar
Ve daha da kötüsü onları koruyan yasalar hey

Ey ürettiğinden çok üreyen Aliler, Mehmetler, Hasanlar
Ey karanlık geçmişe doğru dört nala koşanlar
Ve daha da beteri Sivas’da insanları yakanlar hey!


Orhan Uysal

2 Eylül 2009 Çarşamba

HESAP VERİYORUM -1-

Babam 2000'in başlarında yaşamını anlatan bir otobiyografi hazırladı. Hesap Veriyorum adı altındaki bu biyografiden sonra zaman içinde bazı görüşleri değişmiş olabilir. Orhan UYSAL'ı anlamak için önemli bu biyografinin ilk bölümünü aşağıda bulabilirsiniz.
----------------------------------------------------------------------------------

HESAP VERİYORUM


İnsanların hayatında öyle kritik dönemler olur ki; bir anda bütün gerçekleri kavrayıp geçmişte yaşadığı sorunların hiç bir önemi olmadığını kavrarlar. Boşa geçen yılların bir daha gelmeyeceğini bilerek pişmanlık duyarlar.

Benim de gerçeklerin ne kadar acı olduğununun bilincine vardığım bu an bir kalp kirizi geçirmemle oldu. Bir anda dünyada ki bütün görevlerimin sona erdiğini artık bu dünyada ne kadar bir zaman yaşayacağımın bilinmeyecek bir sonla noktalanacağına inandım.

Bir ölüm olayının çevremdeki yakınlarımca nasıl karşılanacağını görmem de bana yepyeni bir evrenin kapılarını açtı. Bir dine inanmış olmadığım için benim için hayatın son aşamasının ne şekilde yorumlanacağını gerçek yaşamımdan kesitler sunarak sizlere sunmak istiyorum.

Bir mümin olsa idim ;din kitaplarında veya bu konuda yorum yapan din alimlerinin sözlerinde analatıldığı gibi günahkar veya kamil olmama göre ya korkunç bir azap içinde cehennem denilen bir mekanda kalacak veya kamil bir insan olarak cennet denilen dünyadaki bütün yasak olan şeylerin bol bol sunulduğu bir mekanda bulunacaktım. Ben bir ateist olduğuma göre başka bir dünyam olmayacaktı. Öyle olunca da bu dünyada yaptıklarımın hesabını vererek aklanmalıydım.

Dün bir gazetede sayın Korkut Özal ‘la yapılan bir röportajda bir gazetecinin servetinde ki bu büyük artışın nedenlerini sorduğunda Korkut Özal’ın yanıtı:
-Ben yalnız Allaha hesap veririm diyebiliyordu.Allah’ın hesabını sorduğu zaman acaba ne yanıt verecekti merak ediyorum.Oysa ki bu serveti kazanırken dünyada ki bir çok işlemlerden dolayı hesap vermesi gereken insanların olacağı ve onların bu dünyada kendisinden alacaklı veya borçlu olacaklarını hiç düşünmüyordu..Diyelim ki Tanrı Sayın Korkut Özal’a:
-Ya kulum ben senin dünyada kazandığın servetin yarısını dünyada bana vermeni istiyorum deseydi acaba nasıl hareket ederdi? veya;
Sayın Korkut Özal bu paraların hesabını bana vermen bir şeye yaramaz .Çünki benim senin kokmuş paralarına ihtiyacım yok kazandığın bu servetin kaynağı dünyada olduğuna göre:
-HESABINI DÜNYADA VER deseydi ne olurdu.

Bu güne kadar aklımın erdiği andan (1947-2000) tam elli üç yıl geçti. Dünya da hesap vererek kendini aklamış olan çok az kişi tanıyorum.Herkes hesabını öbür dünyada Allaha vereceğini söyleyip insanlara vermesi gereken asıl hesabını vermeden ölüp gidiyor.İşte bu nedenle ben hesabımı sizlere ,siz sevgili insanlara vermek istiyorum.

Ey insanlar ; siz ki iki milyon yıldır benim bu günki değerlere erişen bir insan olmama emek verdiniz. Bir insansı varlık iken vahşi dünyanın bütün tehlike ve acımasız doğanın her türlü soğuk,sıcak,sel,fırtına,tufan ve kıtlıklarına karşı savaştınız.İki milyon yıldır avlanmak için basit taşları yontmakla başlayan savaşımınıza bu gün atom bombasını yapacak kadar geliştirdiniz.Yazının icadından başlayarak bu günki şaheserleri yazabilecek bir seviyeye geldiniz. Mağara kovuğundan evler yerine bu gün her türlü konfora sahip evleri yaptınız.Doğanın bilmediğiniz ve korktuğunuz varlıklarına tapınrak bu gün ateist bir aşamaya kadar geldiniz.Tek tanrılı dinleri size peygamber olduğunu iddia eden ve kendi dininden olmayanları dışlayıp ölüme mahkum eden bir felsefenin esaratinden kendinizi kurtardınız.Ben sizin iki milyon yıllık emeğinizin mahsülü olduğumu biliyor ve hümanist bir felsefenin savunucusu olarak HESABIMI SİZE VERMEK İSTİYORUM.

Ben bu gün hayatta bir varlık olarak dünyada bulunuyorsam bu sizin eserinizdir.Şimdi bir insan olarak benimde size olan borçlarımı ödememin zamanı geldiğine inanıyorum.Benim insanlık borcumu bu kadar basit bir çabayla ödeyemiyecegim açık, ne var ki insanlık kervanında benimde bir nebze tuzum olsun istedim.

HAYATIMIN EVRELERİ:

BİLMEDİĞİM ZAMANLARA AİT OLANLAR:

1931 yılının mayıs ayının 21 inde Çorum’da dünyaya gelmişim.O zamanın gelenekleri ile bir tecrübeli ebe’nin (Berber Emine) yaptırdığı doğum sonunda ailemin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmişim.

Ataerkil bir aile düzeni içinde olan ailemin en büyüğü olan Hamdi dedemin evinde oturuyorlarmış. Babamın bana doğumumdan sonra :

-Dünyaya hoş geldin bile demediğini söylediklerinde bu ailenin nasıl bir baskı altında bulunduğunu anlatmağa yeter sanıyorum.Annemin bir erkek çocuk dünyaya getirmenin sevincini tadıp tadmadığını bilemiyorum.Dedem iri yarı ve mahallesinde bir lider olarak herkes tarafından sayılan otoriter bir insandı.Babamın daha önceki evliliğinden olan iki erkek çocuğu bulunuyordu.Benim bu aile düzeni içinde yerim ne olacaktı pek bilmiyorum.Dedemin daha önce dünyaya gelen iki torunundan sonra bir üçüncü torunu olmam nasıl bir değişim yaratabilecekti bilinmez..Ne var ki daha kırk günlük bir bebek iken batıl inançların kurbanı olmuşum.Kırk karışması denilen bir ölü evinden başka bir yere uğramadan direk olarak doğan çocuğun evine gelindiğinde böyle bir inanç gereği benim Söğüt Değirmeni’nde yıkanmama karar vermişler.Bu bana bir ay süren bir zatürre hastalığına neden olmuş.Benim hastalanmamın ve bunun basit bir hastalık gibi görülerek hiç bir tedavi görmeden devam etmesine annem dayanamamış ve babamın, dedemin evinden ayrılmasıyla sonlanmış.

Babam evdeki huzursuzluğu kendisinin Çorum’dan tayinini istemekle çözümleyebiliyor.Babam bu olayı anlatırken:

“Çorum’da idadi (ortaokul) da matematik öğretmeni olarak görev yaptığını ve çok başarılı bir hoca olarak okul müdürü Vehbi Bey’in göz bebeği olduğunu söylerdi.
Okul müdürü ona
- Sen benim ruhumsun. Seninle her zaman birlikte çalışmaktan kıvanç duyuyorum sen ne istersen ben yerine getiririm dermiş.Bir hendese dersinde bir müfettiş teftişe gelmiş.Babamın ortaokuldan sonra öğretmen okulundan mezun olmadığı için onu küçümsemiş.Sana böyle zor bir dersin sorumluluğu nasıl verilebilir diye okul müdürüne çıkışmış. Bu sözler babamın onuruna dokunmuş ve müfettişe:

-Beyefendi lütfen önceden karar vermeden dersime gelip dinleyin eğer bu sizi tatmin etmezse derhal istifa etmeğe hazırım demiş.Müfettiş bu öneriye alaylı bir gülümseme ile

-Peki yarın hazır olun dersinize geleceğim ondan sonra karar veririm demiş. Babam müfettişin geleceği güne o zaman için yenilik sayılabilecek ders araçları (prizma,koni,küp,dörtgen,pramit) gibi öğrencilerin gözüne de hitap eden bir tarzda dersini vermiş.Bu yenilikleri görünce müfettiş çok duygulanmış babama:

-Ben bu güne kadar bir çok öğretmeni denetledim.Gerçekten şunu içtenlikle söyleyim ki bu kadar güzel bir ders analatılmasını ilk defa görüyorum.demiş. Babam bu söz üzerine

-Beyefendi ben hernekadar orta okuldan sonra öğretmen okulunda okuma olanağını bulamadım.Ne var ki kendimi onların ders aldığı ve öğrettiği kitaplarıda alarak yetiştirdim. Eğer isterseniz öğretmen okulundaki verilen sınavlara girip kendimi kanıtlarım demiş.Bu sözle üzerine müfettiş

-Buna gerek yok ben sana öyle bir kadro vereceğim ki bu okuldaki diğer hocaların en üstünde senin kadronu teklif edecegim demiş ve babam o zaman 100 kuruş olan en yüksek maaşla asil olarak öğretmen kadrosuna atanmış. Bu durum diğer öğretmenlerin kıskançlığını ve çekememe gibi sorunlara da neden olmuş.Babamın ailevi nedenlerden dolayı bir köy okuluna tayin isteğine okul müdürü:

-Oğlum senin aklından zorun mu var neden böyle bir istekte bulunuyorsun demiş.

Babam :

Bu ailevi bir sorun olduğundan zorunlu olarak bu tayinin yapılması gerekiyordu eğer bu durum da okulda devam etseydim evdeki huzursuzluğum benim görevimdeki başarımdan daha ağır sorunlara neden olacaktı derdi.

Okul müdürü babama:

-Çok üzüldüm herhalde çaresizlikten böyle bir karara vardın .İnşallah hakkında hayırlı olur.Ben gene de sana bir aylık bir süre düşünmeni öneriyorum demiş.

Babamın Farzat köy okulu öğretmenliğne tayini çıkmış. Babam hasta bir çocuk, genç ve cahil bir eş ile köy okuluna o zamanın yaylı denilen at arabaları ile gitmiş ve göreve başlamış.

Türkiye’nin Atatürk’le başlayan garp kültürünü özümsemesi Cumhuriyet’in kabülü ile hız kazanarak marifde de bir çok değişimin yapılmasını gerektiriyordu. Harf inkilap’ının 1928 de kabülü bu zincirin en önemli halkalarından birisidir.

Bilindiği gibi Cumhuriyetin ilanından sonra uygulamaya konulan 1924 anayasasında henüz “Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslam’dır kaydı yer alıyordu .Yapılan bir sürü değişimle de:

1923 Hilafetin kaldırılması
1924 Şeriye ve evkaf vekaletinin ilgası
1924 Tevhidi tedrisat kanunun kabülü
1924 Tekke ve zaviyelerin kaldırılması
1925 Uluslararası takvim ve saatin kabülü
1925 Türk medeni kanunu ,Türk ceza kanunu,Borçlar hukukunun ve soyadı kanununun kabülü
1926 Kılık,Kıyafet ve şapka kanununun kabülü
1928 Latin harflerinin kabulü
1937 Laiklik ilkesinin kabülü

Türk marif teşkilatı (Milli Eğitim Bakanlığı) Cumhuriyetin kabulü ile Osmanlı devrinden gelen bütün kurumları ortadan kaldırmanın çabası içinde bulunuyordu.

Tamamiyle dinsel kurumlara ve onların temel felsefesine dayanan medreselerin yerine çağdaş okulların açılması ve eğitimin birleştirilmesi gerekiyordu. İlk iş Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupanın o zamana göre modern sayılabilecek kanunlarının iktibas yoluyla kabülü yapılarak yukarda belirtilen devrimler gerçekleştiriliyordu.

Laiklik bir kavram olarak Avrupa’da doğup gelişmiştir.Ortaçağ Avrupa’sında,önce Roma imparatorluğunun ikiye ayrılması ve arkasından Batı Roma imparatorluğu’nn yıkılmasndan sonra büyük bir otorite boşluğu ortaya çıkmış bulunuyordu.Kilise ile siyasi otoriteler arasında başlayan hakimiyet mücadelesi sonunda dinsel otorite zayıflamış ve Avrupa insanın dini inançlar karşısında tarafsız bir konuma gelmiştir.

İslam hukukunda devlet işlerinin de dini esaslara dayandırılması sonucu devletin teokratik yapısı, yeniliklere daima dini nedenlerle engel olmakta; her yenilik hareketi Şeyhülislamın fetvasıyla durdurulmaktaydı.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

İKİ ESİR

Esaretten yana değildiler bir zamanlar
Özgürlük savaşcısıydılar
Canları ucuzdu o zaman
Vermek o kadar zor değildi
Çirkinlikleri esir almaya kalktılar
Alıp güzelleştirmek için çok hevesliydiler
Alımlı bir çirkinlikti esir ettikleri

Zaman bir silindir gibi ezip geçti ikisini
Bir kuyunun kenarındaki taş kadar
Sert olan vicdanları
Su çeken kovanın ipleriyle çizildi

Oluklarla derinleşip
Kadınlarla renklenip
Paralarla kirlenip ezildi
Bir hatıra bile kalmadı eski savaşcılıklarından

Hiç yaşamamışlar gibi geldi eski günleri
Ezildi her geçen gün nefisleri
Bütün mesele
Tecrübesizlikleri

Orhan Uysal

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Briç Magazin 2

Siyah Beyaz Gazetesindeki briç köşesindeki 2. yazısı.

BRİÇ MAGAZİN

Orhan Uysal

Briçseverler merhaba.
Evleneceğiniz kızın (veya erkeğin) yeterince zeki olup olmadığını denemek istermisiniz? (Tabiki bekar iseniz!)

Birbirini delice seven iki genç (bir kız-bir oğlan!) briç masasında (!) aşklarının ilerde bir evlilikle sonlanmasını bekliyorlardı. (Şimdiden çok bekliyeceklerini söyleyebiliriz! Ayrıca briç uğruna evinde eşini saatlerce bekletip, evliliklerinin sarsılmasına neden olanların hiç de az olmadığını söyleyebiliriz!) Briç oyununun gizemsel havasından yararlanarak birbirlerini etkilemeye çalışıyorlar, güzel bir deklere veya oyun sonunda da birbirlerine bu güzel eli senin için oynuyorum dercesine paslaşıyorlardı. Aşağıdaki dağılım gelince büyük bir fırsat yakaladığına inanan erkek bu elin çıkartılması halinde sevgilisinden büyük bir takdir geleceğine kesin olarak inanmıştı. Ne yapıp, yapacak bu olanaksız gibi görünen eli büyük bir ferasetle çıkartacaktı.


-Batı pik rua açılmış, güney her savunmaya karşı 7 kör oynamaktadır.
Güney ilk eli pik asıyla aldı. Karo valesine pas yaparak yere geçti. Kare asını çekti. Kör ruasını ve asını çekti. Karo ruasını çekince batının damını düşürdü. Elindeki iki sağ karolara yerden perdan iki piki attı. Yere bir pik çaktırdı. Tirefli ruası ile ele geçti. Körün valesini çekti durum şuydu;



Güney kör 9 luyu çekince, batı sıkıştı. Trefliyi yerse yerdeki 9 luyu sağlayacak, pik yerse eldeki 7 li metr olacaktı. Batı pik damını verdi. Güney yerdeki pikleri ile oyunu çıkardı. Muzaffer bir kumandan edası ile arkasına yaslandı ve sevgilisine baktı.

Baştan beri oyunu büyük bir dikkatle izleyen sarışın! ( harcanan pik damı gibi esmerde olabilirdi tabiki !) güzel sevgilisi ; "Şansın varmış ki karo enpası tuttu. Empasa bağlı bir granşilem dekleresinin hatasını bana yükleyecektin. Sen, sen ol bir daha granşilem dekleresini daha güvenli yap." dedi.

(Soru bir; Size göre iki sevgiliden hangisi daha zeki ve anlayışlı? Soru iki; Sizce bu evlilik gerçekleşir mi? [Bu hayat koşullarında riske giremeyenler nasıl evlenecek?] Soru üç; Evlilik yürür mü? Doğru yanıt verenler bir deste iskambil kağıdı kazanacaktır!)

Geçen hafta başladığımız kurallar konusuna devam ediyoruz;
-Sırasız kontr veya sürkontur:

Güney Batı Kuzey Doğu
3 karo - - kontr

Doğu konuşma sırası ortağında iken kontr çekmiştir. Batı sonuna kadar pas demek zorundadır. Doğunun kontr söylemek hakkı kaldırılır. Eğer ilk çıkışı batı yapacak ise dekleran belirli bir renkten çıkış yapmasını isteyebilir veya menedebilir. ( Erken öten horozu keserler!)

-Doğu konuşma sırası rakipte iken kontr demişse;

Kuzey pas derse kontru tekrar etmek zorundadır. Kuzey bir konuşma yaparsa doğu yasal bir konuşma yapabilir. Eğer ilk çıkışı batı yapacaksa dekleran belirli bir renkten çıkmasını isteyebilir.

-Yasal olmayan bir kontr çekilmiş ise;

Güney Batı Kuzey Doğu
3 trefli kontr pas kontr

Doğu yasal olmayan kontr yerine yasal bir konuşma yapabilir. Pas geçebilir. Eğer yasal bir konuşma yaparsa, örneğin 3 karo derse ortağı sonuna kadar pas geçmek zorundadır. Eğer pas derse batı yine pas demek zorundadır. Eğer batı çıkacak ise trefli renginden çıkmasını men edebilir.

Ayın problemi;



Batı pik 10 lusunu çıktığına göre güneyin her savunmaya karşı 6 kör yapması için nasıl oynardınız?

Çok sorulu bir yazı oldu ama ne yapalım!

Güzel ve bol briçli günler dileğiyle.