19 Kasım 2011 Cumartesi

Ben Ölürsem

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Ben ölmemişim gibi
Yaşamaya devam ederseniz sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Hiç bir şey bilmiyeceğim
Sanki biliyormuş gibi yaparsanız
Sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Hiç bir şey duymuyacağım
Sanki duyuyormuş gibi
Konuşursanız
Sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Yemeyeceğim içmeyeceğim
Ben sanki yeyip içiyormuşum gibi
Senede bir
Üç kardeş bir arada
Yeyip içerseniz
Sevinirim

Ben ölürsem
Nasıl olsa bir gün öleceğim
Okuyup şiirlerimi
Bende okuyormuş gibi
Duygulanırsanız sevinirim

“Dünyada kimseye etmedim zulüm
İnsanlık için çabaladım ne güzel ölüm”

Orhan Uysal

7 Ağustos 2011 Pazar

Gerçek Haber -9-



Sahibi ve başyazarı olduğu Gerçek Haber gazetesinin 25 Haziran 1976 sayılı baş sayfası ve baş yazısı.

24 Temmuz 2011 Pazar

HESAP VERİYORUM -9-

Çıkrıkta, annemde gelince bir köy evine Mustafa amcaların evine taşındık. Oğlu Hamdi sınıf arkadaşımdı. Türküm, doğruyumu okurken gırtlağı şişene kadar en gür sesiyle bağırırdı. Hamdi Öztürk şimdi halen öğretmenliği sürdürüyor.

Mustafa Amca çok iyi ve temiz bir insandı. Hamdi’nin Huriye adlı bir ablası vardı. Köylü çocuklarla iyi arkadaştım. Ekşili ninenin oğlu İbrahim, Mustafa Işıker bakkalın oğlu Mehmet Ali, Ömer yakın arkadaşlarımdı.

Köyün en enteresan adamı Hüseyin dedeydi. İki büklüm kamburdu. Köyün kamburu ve en çalışkan adamıydı. Ona şöyle derlerdi:

- Dede gönlün nede?
- Ebende yavrum ebende.

Babama anılarını anlatırdı. İlk köye geldiğinde bir taş yastıktan başlayıp köyün en zengin adamı olmuş ki bunu çalışması yani emeği ile yapan nadir insanlardandı. Evi Aktaş çeşmesinin yanındaki en güzel evdi. Kimsenin ayağına dokunmaması için köy yollarındaki taşları toplardı. Yardımsever bir insandı. Herkes ondan aklı sorar o da doğru yolu bilir ve söylerdi. Babam bile kendisine hayrandı. Evinin dut ağaçlarının şöhreti çoktu. Dutları yatsan ağzınla yiyebileceğin şekilde yetiştirmişti. Yaşamasını çalışmasına bağlamış köyün şüphesiz en renkli kişisiydi.

Köydeki sınıf arkadaşlarımdan Çolak Ali lakaplı Ali Eryaşar okulun en başarılı öğrencisiydi. Şimdi sayıştayda üye. Halkevleri kontejanından yatılı okulu kazandı, hukuğu bitirdi. Tek kolu anadan doğma kısaydı. Bütün gücü diğer koluna toplamış gibi iki kollu olanları da yenerdi. Bakkalın oğlu ise matematikte birinciydi.

Yatılı köy okulu olduğundan okulumuza yedi köyün çocukları gelirdi. Üçköyyakın sayıldığından bu imkandan mahrum bırakılmış bir Alevi köyüydü. Çıkrık ise sunni ve tutucu bir köydü. Sınıfın diğer başarılı öğrencileri olan Mustafa ve Muharrem’den Mustafa Işıker Milli eğitim müdürlüğüne yükselirken, Muharrem okuyamadı.

En büyük eğlencemiz maymun adlı topaç çevirmek, davar gütmek, gübre üzerine atlamaktı. Üçüncü sınıftayken Ali Ersin adında Develili bir hoca tayin oldu. Bekar ve genç bir hocaydı. Babamla arası çok iyiydi. Okula voleybol sporunu o getirdi. Harika voleybol oynardı. Ablam o sıralarda ilkokul son sınıftaydı. Ali Hoca sonra Gazi Terbiye sınavını kazanarak Ankara’ya gitti. Babamdan mektupla ablamı istedi. Babam buna razı oldu. Ne var ki bir süre sonra irtibat kesildi ve evlilik yattı. Babamı üzen bir olaydı.

1 Mayıs 2011 Pazar

KARDEŞİM

Temel felsefemiz çağdaş sosyalizm
Kendi değerini bil be kardeşim
Patronun kölesi olmak yerine
Devletin yönetimini sen al eline

Yıllarca süründün aça bilaç gezdin
Çileler çekerek canından bezdin
Verdin oylarını yine onlara
Layık değilsin sen böyle sonlara

Emek senin değerli kutsal silahın
Marks-Lenin dir senin gerçek ilahın
Seni yönetecek olanlara bak
Eskimiş köhnemiş fikirleri yak

Sosyalizmle bağdaş bil yöntemini
Bilinçli olarak seç liderini
Karamsar olmanın zamanı değil
Etrafını kolla çağına eğil

Kendini bilmezsen daha yıllarca
Seni yönetecek patron kullarca
Sana verilenler iane değil
Emeğinin hakkıdır bunu iyi bil
---------------------------------------

1 Mayıs nedeniyle Orhan Uysal'ın yıllar önce yazdığı ve bugünde geçerli olan bu şiirini yayınlamaktan gurur duyuyorum.

10 Nisan 2011 Pazar

Hesap Veriyorum -8-

ÇIKRIK KÖYÜ ve İLKOKUL HAYATIM

Çıkrık köyü Çorum’a at arabası ile on saat süren Mecitözü kasabasına bağlı, doğanın harikalarından bir dağ köyüdür. Akdağ’ın eteğinde ve dağlık, bahçelik bir köydür. Aktaş denilen dağdan inen bir suyu, meşhur hardal kirazları, cevizleri, elma, armut ve her türlü sebzenin yetiştirildiği daha ziyade meyvecilikle geçinen bir köydür.

Yatılı okul köyün sonunda birisi 5 derslikli okul diğeri yatakhane olan iki binadan oluşur. Birincisi kısımda derslikler ve müdür odası , ikinci kısımda yatakhane ve fırın, iki adetde öğretmen yatakhanesi vardı. Beş sınıfın da öğretmenleri vardı. Babam bizim matematik dersine girerdi. İlk öğretmenim Yozgat’lı Mehmet Ali beydi. Bize kendini üstün bir hoca gibi göstererek kendini Allah yerine koyar, bizlere trilyonlar, kentrilyonları öğretmeye kalkar fakat temel matematiği bile öğretemezdi. Bir de Bodrum’lu Hacer hocahanım vardı. İki odanın birinde biz babamla, diğer oda da ise Hacer hoca yatardı.

Ben okuldan eve gelince babam çalışmalarıma bakar o günkü konuyu bana sorardı. Bilmediğimde beni eşşekten suyu getiren kadar diye tabir edilen şekilde döverdi. Bilhassa kulaklarımın memelerini ovarak bana işkence ederdi. Bu bana hayatımın en acı anılarını yaşatmaktaydı. Bilhassa Hacer hocanın benden şikayet ettiğinde dayak artardı. Hacer hocanım bana: “Git Aktaş’tan su getir.”, “Git şu işi yap.” Gibi emirler verince benimde inatçı yapım nedeniyle yapmazdım. Akşam babama “Orhan’ a şunu söyledim yapmadı.” gibi şikayetlerle her gün dayak yemekten yıldım.

Bunun intikamını öyle şekilde aldım ki çocuk sandıklarımızın neler yapabileceğinin anlaşılması için burada yazıyorum. Bir ara babam Mecitözü’ne gitmişti. Maarif memuru Mümtaz beyin olmaması nedeniyle bir ay kadar oarada kaldı. Bu durumda bende babamın odasında kalmakta direndim. Hacer hanım birlikte yatmamız için çok yalvarmasına karşın o günkü aklımla nedenini anlamadığım için direndim. Mecitözü’ne tayini çıkınca benim sakladığım güncesini bulamadı. Mecburen gitmek zorunda kaldı. Annem köye gelince , defteri onun yanında babama unutulduğu yerden bulmuşum gibi verdim. Babam defteri annemin ısrarı ile okuyunca skandal patladı. Hatırladığım kadarıyla :

“Ben bir piçim, anam beni başka bir erkekle olan ilişkisinden doğurdu. Yatılı okuldan sonra öğretmen oldum. Benim koca hasretinden yandığım bir zamanda karşıma kör bir ihtiyar olan Hilmi hoca çıktı. Onunla bile yatmaya muhtaçdım, bunun için ona ne kadar yalvardım.” Bunları okuyan annem kudurdu. Babama yapmadığını bırakmadı. Ben de buna bana yapılanların acısı çıkıyor diye çok seviniyordum. Bu benim tabiatıma yerleşti. Bir kişisel olayda önce hiç ses çıkarmam ama sonra bunun acısını fena çıkarırım. Atom bombası gibi tahribat yaparım.

5 Mart 2011 Cumartesi

Gerçek Haber -8-


Orhan Uysal'ın ölen Erbakan ile ilgili bir anısını anlatarak ilgili gazete küpürünü ekleyeceğim.

Emekli olduktan sonra CHP üyesi olan Orhan UYSAL 1974 yılında CHP'nin MSP ve Erbakan ile koaliasyon kurmasına şiddetle karşı çıkmış ve bunun dinci siyaseti meşru hale getireceğini söylemişti. Sonrasında Kıbrıs harekatı sonrası koalisyonun bozulmasına da şiddetle karşı çıkmıştı. Erken seçime gideriz ve oyları toplarız diyen CHP yönetimi yine aldanmış ve 12 Eylül'e giden MC hükümetlerine yol açılmıştı.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Torunu Barış'ın oğlu Emre





Uysal ailesinin en küçük üyesi, Barış Uysal'ın oğlu Emre'nin fotoğrafları.

5 Şubat 2011 Cumartesi

KIYMA MAKİNASI

Ne değerler harcanmış sosyalizm yolunda
Sabahattin can vermiş faşistlerin kolunda
Nazım’ın değerini bütün dünya bilirken
Bir kere anılmadı yurt dışında ölürken

Fikret bir kere olsun radyoda anılmadı
Softa Akif içinse yere yerinden oynadı
Avcıoğlu yazarken Türkiye Düzeni’ni
Nazım vatan özlemiyle verdi son nefesini

Kimse hain diyerek bir fikri öldüremez
Yüzlerce Mehmet Akif eline su dökemez
Şapkayı giymem diye yurt dışına kaçarken
Nazım İstiklal savaşı destanını yazdı bileğini bükemez

Bu gün baş tacı oldu ne yazık ki sağcılara
Kara softa bir şair sığmıyor vicdanlara
Atatürk ilkelerine karşı çıkmak isterken
İnsan biraz utanır milli şair diye anılırken
İstiklal destanını yazdı ölümsüz Nazım
Bestelerdim gücüm olsa olsa elimde sazım
Heykelini dikerdim vatan abidesine
Adını anmak için Hürriyet tepesine

Orhan Uysal